<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bizans Bizans // bizansbizans.com</title>
	<atom:link href="http://www.bizansbizans.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bizansbizans.com</link>
	<description>Bizans</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 Jan 2011 08:48:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Nika İsyanı</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2011/01/nika-isyani/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2011/01/nika-isyani/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 12:32:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hipodrom]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[anastasius]]></category>
		<category><![CDATA[aya irini]]></category>
		<category><![CDATA[ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[beliserius]]></category>
		<category><![CDATA[eudaimon]]></category>
		<category><![CDATA[hadım narses]]></category>
		<category><![CDATA[hypatios]]></category>
		<category><![CDATA[jüstin I]]></category>
		<category><![CDATA[Jüstinyen]]></category>
		<category><![CDATA[kapadokyalı ioannes]]></category>
		<category><![CDATA[kathisma]]></category>
		<category><![CDATA[konstantin forumu]]></category>
		<category><![CDATA[konstantinopolis]]></category>
		<category><![CDATA[malalas]]></category>
		<category><![CDATA[maviler]]></category>
		<category><![CDATA[Nika isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[pompeios]]></category>
		<category><![CDATA[praetorion]]></category>
		<category><![CDATA[prokopius]]></category>
		<category><![CDATA[teodora]]></category>
		<category><![CDATA[tribonian]]></category>
		<category><![CDATA[yeşiller]]></category>
		<category><![CDATA[zeuxippos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[Nika isyanı Ocak 532’de Jüstinyen’in imparatorluk döneminde meydana gelmiştir. Nika ismi yunanca karşılığı olan ‘zafer’ kelimesinden dolayı verilmiştir. İsyan sırasında neler olup bittiğini tarihçi Prokopius ve Malalas’ın kayıtlarından öğrenebiliyoruz. Nika İsyanı öncesinde de durum pek parlak değildi. Çok yakın bir tarihte 512 yılında isyancılar  İmparator Anastasios I’i neredeyse tahtından edeceklerdi. Büyük Sarayın batısında kalan Hipodrom’da imparator locası için ayrılan kısma Kathisma deniyordu ve Büyük Saraydan buraya direk olarak geçişi sağlayan bir tünel vardı. İstanbul Hipodromu 100,000 seyirci kapasiteli olduğu varsayılırsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nika isyanı Ocak 532’de Jüstinyen’in imparatorluk döneminde meydana gelmiştir. Nika ismi yunanca karşılığı olan ‘zafer’ kelimesinden dolayı verilmiştir. İsyan sırasında neler olup bittiğini tarihçi Prokopius ve Malalas’ın kayıtlarından öğrenebiliyoruz. Nika İsyanı öncesinde de durum pek parlak değildi. Çok yakın bir tarihte 512 yılında isyancılar  İmparator Anastasios I’i neredeyse tahtından edeceklerdi. Büyük Sarayın batısında<span id="more-316"></span> kalan Hipodrom’da imparator locası için ayrılan kısma Kathisma deniyordu ve Büyük Saraydan buraya direk olarak geçişi sağlayan bir tünel vardı. İstanbul Hipodromu 100,000 seyirci kapasiteli olduğu varsayılırsa o dönem için devasa bir yapı olduğunu anlamak kolay olur. Diğer bütün imparatorlar gibi Jüstinyen’de araba yarışlarını kendi için ayrılan kesimden izlerdi.Gruplar yarışlara dört at tarafından çekilen arabalar ile katılırlardı. Bu gruplar atların üzerlerindeki kumaşların rengine göre mavi, beyaz, kırmızı ve yeşiller olarak adlandırılırdı. Zamanla kırmızılar ve beyazlar güç kaybederek yeşiller ve maviler arasında himaye edildiler ve iki büyük rakip ve farklı seyirci tabanına sahip maviler ve yeşiller birincil durumdaydı. Mavilere ‘Venetoi’ Yeşillere ise ‘Prasinoi’ deniyordu. Jüstinyen henüz imparator olmamışken Jüstin I zamanında Anastasion I’in himayesine alıp desteklediği Yeşillere karşı, kendi devlet ve kilise politikasını destekleyen Mavilerin himayesine almıştı. Bazen bu iki taraftar grubu kendi arasında sokak kavgaları yapardı. Bu sokak kavgaları özellikle gençler arasında çok sık meydana gelirdi. Sokaktaki şiddet daha Jüstin I zamanında artmıştı ve o devlet işlerini yeğenine bıraktığından dolayı bir çok kişi Justinyen’i suçluyordu. Justinyen ve Teodora’ya karşı oluşmaya başlayan nefretin temellerinde yeni oturtulmaya başlanan otoriter sistemin haricinde Kapadokyalı Şehir Valisinin Ioannis’in davranışları da etkendi. Bir diğer konu ise Jüstinyen ile evlenmeden önce fahişelik yaptığı ve dansçı olan eşi Teodora halkın en alt tabakasından gelirken törenlerde aristokratlar onun da ayalarını öpmek zorunda kalıyordu. Bu durum doğal olarak Jüstinyen ve Teodora iktidarına aristokrat kesimden de nefret uyandırmaya başlamıştı. Justinyen Maviler grubunu destekledikleri için bu grup taraftarı gençler, yasalara karşı gelme cesaretini gösterebiliyorlardı. Ve geceleri sokaklar oldukça güvensiz hale gelmişti. Sonunda çeteler çok ileri gittiler ve Ayasofya Kilisesinde bir vatandaşı öldürdüler. Jüstin I olanları öğrenince asayişi sağlamak için emirler verdi ve daha sonra Jüstinyen imparator olduğunda düzeni sağlamak için çalışmalar yapma gereği görmesine rağmen Mavilerden desteğini çekmedi. Ancak Jüstinyen imparator olduktan sonra, gerek kendisinin gerekse yöneticilerinin sert ve otoriter tavrı her iki parti taraftarlarının düşmanlığını ateşledi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/nika-isyanı.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-319 aligncenter" title="nika isyanı" src="http://www.bizansbizans.com/resim/nika-isyanı-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Son yaşanan olayların ardından tutuklamalar başlamıştı. Olaylar 10 Ocak 532’de çeşitli hizip üyelerini tutuklaması ve bunların bir kısmını idam ettirmesi ile başladı. Şehir Polis Müdürü Eudaimon her iki gruptan aşırı taşkınlık yapan toplam 7 kişiyi tutuklayıp idam kararı aldı fakat cellat iki kişiyi öldürürken beceriksiz davrandı. İki defa ip kotu ve mahkumlar hala canlı olarak yerde yatıyordu. Bu kişilerin biri Mavilerden diğeri ise Yeşillerden di. Bu durum halk tarafından hiç hoş karşılanmadı. Daha sonra olaya tanık olan yakındaki St. Conon manastırı rahipleri bu mahkumları alıp Haliç yakınındaki St. Lawrence manastırına sığındılar. Vali mahkumların kaçmasını önlemek için kilisenin etrafını askerler ile kuşattı. Yaşanan bu olaydan üç gün sonra 13 Ocak 532 de Hipodromda bütün gruplar her zamanki gibi tribündeki yerlerine oturmuşlardı ve İmparator da Kathisma’daki yerini aldığında bu iki mahkum için kendisinden merhamet dilediler. Fakat imparator hiçbir cevap vermedi. Bu istekleri kabul edilmeyince beklenmedik bir şekilde iki grup taraftarları da birleşip isyan hareketini fitillediler. O sırada 25 etaplı yarışın 21. koşusu yapılıyordu. 22. koşu henüz başlamıştı ki Her iki gruptan ‘’Yaşasın fukarayı koruyan Maviler ve Yeşiller’’sesleri yükseldi. Yarışların yapıldığı hipodromda seyirciler savaş çığlığı gibi Nika!( ZAFER) diye bağırıyorlardı. Böylece isyan başlamış oldu. İsyan hipodromun dışına da sıçradı. O akşam isyancı kalabalık polis merkezine ve Valilik ofisine saldırdılar. Praetorion ( Polis Merkezi ve tutukevi) ateşe verilip içeride ki mahkumlar serbest bırakıldı. Yetkililer kontrolu tamamen kaybetmişlerdi ve büyük sarayın hemen ana girişinin önünde bulunan Ayasofyadan, Aya İrini’den  Zeuxippos Hamamları ve Chalke’den ve çeşitli senato binalarında alevler yükselmeye başladı. Durumun kontrolden çıktığını gören aristokratlarda isyancıların yanına geçti. Ertesi gün Jüstinyen halkın sakinleşmiş olduğunu düşünerek yarışların tekrar yapılması emrini verdi. İsyancılar bu defa iki mahkumu unutmuş ve bütün öfkelerini üç kişi üzerine toplamışlardı. Şehir Valisi Kapadokyalı Ioannes,  Quaestor ( Yüksek vergi memuru) Tribonian ve Polis müdürü Eudaimon. Justinyen durumun ciddiyetini fark etmiş olacak ki hadım Narses’i isyancılar ile anlaşmak üzere yanlarına gönderdi ve isyana sebep olan şehir valisini ve Tribonian ve polis müdürünü görevlerinden azledeceğini bilmesini istedi. Justinyen bu üçünü de görevlerinden aldı. Ancak isyancılar bu durumdan dağılacakları yerde daha fazla cesaret aldılar. Ve asıl amaçları aslında Jüstinyen’i değiştirmekti. Jüstinyen saray muhafızlarına güvenemiyordu çünkü onlarda her an asiler tarafına geçip kendisini onlara teslim edebilirlerdi. Şans eseri Belisarios saraydaydı ve kendi askerleri ile beraber doğu tarafından isyancıları püskürtmeyi denedi. Ancak asker sayısı oldukça düşüktü. Askerler isyancılar karşısında bir başarı sağlayamadılar.</p>
<p>Hafta sonu yaklaşmasına rağmen kalabalık hala öfkeliydi. Rüzgarında etkisiyle isyancıların başlattığı yangın giderek yayılıyordu. Ve imparator kime güveneceğini bilemez halde saray sıkışmıştı. Senatörlere de güvenemediğinden onlara evlerine dağılmalarını emretti. Onların arasında eski imparator Anastasios’un iki yeğeni Hypatios ve Pompeios’da vardı. Onlar sarayda imparator ile beraber kaldılar çünkü muhtemelen asiler imparator olarak ikisinden birini seçecekti. Fakat imparator onlarında gitmesi için ısrar etti. 18 Ocak’ta imparator Jüstinyen hipodromdan isyancılara bir konuşma yaptı ve bu işin barışçıl bir yoldan çözebileceklerini söyledi. Fakat tüm söyledikleri isyancılar tarafından ret edildi ve isyancılar imparatora hakaretler yağdırdılar. Kalabalık Hypatios’un artık sarayda olmadığını öğrendiği gibi onun evine koşup kendi rızası haricinde aralarına aldılar ve Konstantinus Forumuna (Bugün ki Çemberlitaş) yürüdüler. İmparatorun ve Teodoranın kaçmış olduğu söylentisi şehirde yayılınca Hypatios cesaretlendi ve Konstantinos Forumu altında kalabalık tarafından altın zincirle taçlandırılıp imparator ilan edildi. Hypatios, Anastasios’un yeğenidir ve Jüstin ile Jüstinyen zamanında sıradan bir subay olarak göreve başlamıştı. Aristokratların da isyancılara destek vermesi durumu Jüstinyen açısından çok güç duruma sokmuştu. Sarayın içinde büyük bir panik yaşanıyordu. İmparator kaçmayı düşündüğü anda Teodora ona engel olup  ‘’kaçarsak bir hiç oluruz ancak kalırsak bu mor kıyafetler bizim için iyi birer kefen olacak’’dedi. Sarayda bunlar yaşanırken kalabalık hipodromda İmparator Hypatios lehine tezahürat ediyordu. Son bir çare olarak Jüstinyen tekrar Belisarios’u askerleri ile beraber Hipodroma gönderdi. Belisarios askerlerinin tamamını alıp iki kuvvet halinde hipodromun iki ana girişinden içeriye daldı ve hiç kimseyi ayırt etmeksizin kılıçtan geçirmeye başladılar. Bütün çıkış kapıları kapatıldı ve bunu büyük bir katliam izledi. Bildiğimiz kadarıyla bu sırada öldürülen isyancıların sayısı 30,000 ila 35,000 civarındadır. Katliam bittiğinde hipodrom kumları kızıla boyanmıştı. Böylece isyan çok kanlı bir şekilde bastırılmıştı. İmparatorluk birlikleri çok hızlı ve organize bir şekilde hareket ederek isyancı ele başlarını ve Hypatios ile Pompeios’u yakalayıp hemen idam etti ve bu durum birçok mülk için imparatora kamulaştırma hakkı doğurmuştu. Onun haricinde on sekiz senatör sürgün edildi ve mallarına el konuldu. Ancak Jüstinyen artık emniyette olduğunu hissettiği anda onları geri çağırıp mallarını geri verdi. Hypatios ve Pompeios’un mal varlıkları da yine onların çocuklarına geri verildi. Ve hipodrom yaklaşık olarak beş yıl kadar yarışlara kapatıldı. Tribonian görevine devam etti ve bundan sonra zaten temsili olan senato eski gücüne bir daha asla kavuşamadı. Ve Eski İstanbul aristokrat kesimi balkan köylüsü olan imparator ve tiyatro dansçısı olan imparatoriçenin iktidarına bir kez daha itaat etmek zorunda kaldı. İsyan sonrasında Jüstinyen hasar gören bütün binaların onarım işine başladı ve Ayasofya Kilisesi bugün ki görünümünde yeniden inşa edildi.</p>
<p>Kaynaklar,</p>
<p><strong>-A History of Byzantium     <em>Timothy E. Gregory  2005, </em>ISBN 0-631-23512-4</strong></p>
<p><strong>-The Emperor Justinian and the Byzantine Empire / James Allan Evans. London 2005  ISBN 0–313 32582–0</strong></p>
<p><strong>-The Age Of Justinian The circumstances of imperial power J. A. S. Evans  London 1996 ISBN 0-203-13303-X</strong></p>
<p><strong>- Bizans’ın Gizli Tarihi  Prokopios  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2008 Çeviren: Orhan Duru</strong></p>
<p><strong>- Bizans Devleti Tarihi, Georg Ostrogorsky  Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara2006</strong></p>
<p><strong>Çeviren: Prof. Dr. Fikret Işıltan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2011/01/nika-isyani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Tarihinde Bizans ve Osmanlı Medeniyetleri Uluslararası Sempozyumu</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/08/dunya-tarihinde-bizans-ve-osmanli-medeniyetleri-uluslararasi-sempozyumu/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/08/dunya-tarihinde-bizans-ve-osmanli-medeniyetleri-uluslararasi-sempozyumu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 12:15:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=307</guid>
		<description><![CDATA[ 21-24 Ekim 2010 tarihinde gerçekleştirilecek olan uluslar arası sempozyum,  İstanbul Şehir Üniversitesi ve  World History Association işbirliği ile düzenlenecek. İstanbul Şehir Üniversitesinde gerçekleştirilecek olan sempozyum&#8217;a katılımcı olarak iştirak etmek isteyenler www.thewha.org sitesinden katılımcı kaydı yaptırabilirler.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/logo.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-308" title="logo" src="http://www.bizansbizans.com/resim/logo-150x135.jpg" alt="" width="104" height="93" /></a> 21-24 Ekim 2010 tarihinde gerçekleştirilecek olan uluslar arası sempozyum,  İstanbul Şehir Üniversitesi ve  World History Association işbirliği ile düzenlenecek. İstanbul Şehir Üniversitesinde gerçekleştirilecek olan sempozyum&#8217;a katılımcı olarak iştirak etmek isteyenler www.thewha.org sitesinden katılımcı kaydı yaptırabilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/08/dunya-tarihinde-bizans-ve-osmanli-medeniyetleri-uluslararasi-sempozyumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efsane İstanbul: Bizantion&#8217;dan İstanbul&#8217;a &#8211; Bir Başkentin 8000 Yılı</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/08/efsane-istanbul-bizantiondan-istanbula-bir-baskentin-8000-yili/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/08/efsane-istanbul-bizantiondan-istanbula-bir-baskentin-8000-yili/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 10:17:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=299</guid>
		<description><![CDATA[Bizantion&#8217;dan İstanbul&#8217;a- Bir başkentin 8000 yılı isimli sergi Sakıp Sabancı Müzesin&#8217;de 5 Haziran-4 Eylül 2010 tarihleri arasında ziyaretçilerini bekliyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür başkenti kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte yurtiçi ve yurt dışından getirilen eserler ile şehrin 8000 yıllık geçmişi anlatılıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>B<a href="http://www.bizansbizans.com/resim/Bizantion.jpg"><img class="size-medium wp-image-303 alignleft" title="Bizantion" src="http://www.bizansbizans.com/resim/Bizantion-300x231.jpg" alt="" width="281" height="216" /></a>izantion&#8217;dan İstanbul&#8217;a- Bir başkentin 8000 yılı isimli sergi Sakıp Sabancı Müzesin&#8217;de 5 Haziran-4 Eylül 2010 tarihleri arasında ziyaretçilerini bekliyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür başkenti kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte yurtiçi ve yurt dışından getirilen eserler ile şehrin 8000 yıllık geçmişi anlatılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/08/efsane-istanbul-bizantiondan-istanbula-bir-baskentin-8000-yili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizans Deniz Gücü</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-deniz-gucu/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-deniz-gucu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 21:42:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ainos]]></category>
		<category><![CDATA[andronikos komnenos]]></category>
		<category><![CDATA[auteretai]]></category>
		<category><![CDATA[aziz saturninus kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[beliserius]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[deniz sekteronu]]></category>
		<category><![CDATA[dromon]]></category>
		<category><![CDATA[dromos]]></category>
		<category><![CDATA[dromos logothete]]></category>
		<category><![CDATA[embolos]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[gelimer]]></category>
		<category><![CDATA[grejuva]]></category>
		<category><![CDATA[hellespont]]></category>
		<category><![CDATA[hexabiblo]]></category>
		<category><![CDATA[illyrian]]></category>
		<category><![CDATA[Jüstinyen]]></category>
		<category><![CDATA[kadırga]]></category>
		<category><![CDATA[katerga]]></category>
		<category><![CDATA[kırım]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[konstantin harmenopulos]]></category>
		<category><![CDATA[konstantin VII]]></category>
		<category><![CDATA[konstoskalion]]></category>
		<category><![CDATA[lemnos]]></category>
		<category><![CDATA[liburnae]]></category>
		<category><![CDATA[malalas]]></category>
		<category><![CDATA[marcellinus]]></category>
		<category><![CDATA[monemvasia]]></category>
		<category><![CDATA[monoremes]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[ostrogot]]></category>
		<category><![CDATA[patmos]]></category>
		<category><![CDATA[prokopius]]></category>
		<category><![CDATA[prousa]]></category>
		<category><![CDATA[ravenna]]></category>
		<category><![CDATA[rhodes]]></category>
		<category><![CDATA[rhodian deniz yasası]]></category>
		<category><![CDATA[smyrna]]></category>
		<category><![CDATA[vandal kralı]]></category>
		<category><![CDATA[venedik]]></category>
		<category><![CDATA[yunan ateşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[Bizans deniz gücü altın çağını en dikkate değer gemiler olan dromonlar ile yaşadı.  Kürek ve yelken kombinasyonu güç oluşturmak için ilk defa uyum içerisinde dizayn edilmişti. Dromon greko-romen tarzında savaş gemilerinin genel adıdır. Bu sözcük ilk olarak karşımıza Sardis’li Eunapios’un tarih metinlerinde otuz kürekli gemi olarak geçmektedir (4. yüzyıl). Köken olarak ‘Dromos’, yani yol  kelimesinden türediği varsayılır.  Onuncu yüzyılda Konstantine VII zamanında dromonlarda 230 kürekçi sayısına ulaşılmıştı. Ve en büyük silahlarından biri de koçbaşı ile beraber kullandıkları yunan ateşi ( [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizans deniz gücü altın çağını en dikkate değer gemiler olan dromonlar ile yaşadı.  Kürek ve yelken kombinasyonu güç oluşturmak için ilk defa uyum içerisinde dizayn edilmişti. Dromon greko-romen tarzında savaş gemilerinin genel adıdır. Bu sözcük ilk olarak karşımıza Sardis’li Eunapios’un tarih metinlerinde otuz kürekli gemi olarak geçmektedir (4. yüzyıl). Köken olarak ‘Dromos’, yani yol  kelimesinden türediği<span id="more-173"></span> varsayılır.  Onuncu yüzyılda Konstantine VII zamanında dromonlarda 230 kürekçi sayısına ulaşılmıştı. Ve en büyük silahlarından biri de koçbaşı ile beraber kullandıkları yunan ateşi ( Grejuva) olmuştur. Büyüklük olarak 60m uzunluk ve 10m genişlikte direk yüksekliği ise 6m olarak tahmin edilmektedir. [en]test ingilizce[/en]</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/Dromon.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-174" title="Dromon" src="http://www.bizansbizans.com/resim/Dromon-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Dromonların savaş gemisi şeklinde bahsedildiği ilk metinler 5.yüzyılın sonu ve 6.yüzyılın ilk çeyreğine rastlamaktadır. İlk olarak bahsi Ravenna’da yayınlanan kararnamelerde ortaya çıkmıştır. Daha sonra Marcellinus’un kroniğinde (518 dolayları) bahsedilmiştir. Daha sonra Jüstinyen zamanında Beliserius’un Ostrogotların üzerine yine dromonlar ile gittiği kesindir. Kaldı ki kuzey İtalya’da  Cagliari’de altıncı yüzyıldan kalma Aziz Saturninus kilisesinde bulunan mezar yazıtında dromon reisliğinden bahsedilmektedir. Dromonların ilk hali olan ‘Liburni’ ler kadırgaların özel bir tipi ve sadece savaşlarda kullanılma maksatlı olarak kullanılmış olup ilk M.Ö 1.yüzyılda Malalas tarafından bahsi geçmiştir. Ve bunu da dizayn edenler Illyrian ( Arnavutluk) insanlarıydı. 533 yılında Vandal kralı Gelimer’e karşı yapılan seferde Belisarios’a eşlik eden Prokopius her iki geminin kıyaslamasını yapmış ve dromos’un son derece hızlı ve kontrollü bir gemi olduğundan bahsetmiştir. Uzak seferlere çıkmak için hız konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Burada hızdan bahsedilen yakın muharebe sırasındaki hareket kabiliyetidir. Diğer açıdan dromoslar liburnae’lerin gelişmiş bir türüydü ve onlara göre farklı teknik özelliklere sahipti. Bunların en belirgin olan hız konusuydu. Dikine kesiti tıpkı bir yay şeklindeydi. Bu biçim büyük avantaj sağlıyordu. Konstriksiyon anlamında en büyük fark suyu yaran burun kısmında başlıyordu. Dromonlarda normal zamanda suyu yarmak için özel metal burun vardı ve gövde de buna uyumlu olarak yapılıyordu. Ve kare yelken uygulaması da yine dromonlarda başlamıştır.  Prokopius’un bahsettiğine göre dromonlarda güverte altında kürekçilerin korunaklı olarak işlerini yapmasını sağlayan güverte kalasları vardı. Ve hızı kesmeyecek şekilde dizayn edilmiş yanal parçalar güverteye sabitlenmişti. Belisarius’un donanmasında 92 dromon olduğu söylenmektedir ve dromon başına 2000 kişilik mürettebat vardı.Bu adamlara Auteretai denirdi ve bu aynı zamanda denizciler ve kürekçiler için de kullanılan bir tabirdi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/003_LIBURNA.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-175" title="liburnae" src="http://www.bizansbizans.com/resim/003_LIBURNA-300x190.jpg" alt="" width="300" height="190" /></a></p>
<p>Dromonları hız olarak geçebilen sadece Venedik (Katerga) kadırgalarında vardı ve bunlar dromonlardan çok sonra geliştirilmişti. Monoremesler dromonlardan daha küçük ve daha atak gemilerdi. Deniz savaşının koşullarını değiştirmede monoremeslerin inkar edilemez bir rolü vardır. Dromonların bir diğer özelliği koçbaşı (embolos) taşıyor olmalarıydı. Düşman filo ile karşı karşıya gelindiğinde koçbaşı sayesinde düşman gemisine burundan çarparak hasar vermek için tasarlanmıştı. Yine aynı zamanda kayalara çarpmayı engeller ve olası çarpmalarda çarpman etkisini yumuşatırdı. Normalde dromonlar yunan ateşi kullanırken 1204 kuşatmasında bunun kullanıldığına dair herhangi bir kanıt yoktur. On ikinci yüzyıla gelindiğinde Bizans deniz gücü eski parlak günlerini yaşamıyordu. Venediklilerin büyük gemileri onlarda hayranlık uyandırmaya başlamıştı. Bilindiği üzere Bizans dromonları sadece iki direklidir ve üç direkli gemi Bizans’ta yoktu. Venedik kadırgaları ile bir diğer kıyas ise kadırgaların her iki yanında küçük teknelerin sıralanmış olmasıdır.</p>
<p style="text-align: left;">
<p>On ikinci yüzyıldan 1204 tarihine kadar ticaret filolarından sorumlu kamu hizmeti bölümü mevcuttu vardı ve bunlar deniz sekretonu olarak anılırdı. Ayrıca bir başka kamu hizmet kısmı da Dromos logothete idi. Günümüzde Maliye müfettişlerinin yaptığı işi sadece deniz ticareti ile ilgili olarak yaparlardı. Bu bölüm vergilendirme de diğer memurlara yardımcı olduğu gibi aynı zamanda gemilerin de kaydını tutuyordu. Kapasite ölçümleri de yine bu birim tarafından yapılıyordu ve ölçü olarak kabul ettikleri deniz modiostu 17084 litreye denk gelmekteydi. Andronikos Komnenos (1182-85)zamanında kargo hırsızlıklarına en ağır şekilde ceza veriliyordu. Bunun uygulayıcısı ve takipçisi yine deniz sekretonuydu. Altı ve yedinci yüzyılda deniz ticaret filolarının düzenlenmesine yardımcı olacak Rhodian deniz yasası yayımlandı.Daha sonrasında bu kanun on dördüncü yüzyılda Konstantin Harmenopulos tarafından geliştirilip Hexabiblo isimli kitabında yayınlandı.Rhodian yasası denizde iş ve emniyet ile ilgili kısımları içerirken Harmenopulos sivil sorumluluğa dikkat çemkemtedir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/pna2pic1.gif"><img class="alignnone size-medium wp-image-176" title="vergi memuru" src="http://www.bizansbizans.com/resim/pna2pic1-300x184.gif" alt="" width="300" height="184" /></a></p>
<p>1348’e kadar haliç’te olan tersaneler bu tarihten sonra Konstoskalion (Kumpakı)’a taşındı. Geç Bizans gemi yapım merkezleri arasında Smyrna (İzmir ), Prousa (Bursa ), Hellespont (Gelibolu), Lemnos ( Limni Adası), Monemvasia (Yunanistan’ın en güney ucu), Rhodes (Rodos), Ainos (Enez), ve Patmos Adası sayılabilir. Gemi yapımında ve yelkende kullanılan kenevir, ipler ve dolgu maddesi olan katran ve yağ Kırım tarafından getirilirdi. Kumkapıdaki tersane anlaşma gereği yoldan gelen Venedik Ticaret gemilerinin bakım ve onarımlarının yapıldığı bir üs haline gelmişti. Gemi yapım aşamaları o tarihlerde de sır gibi saklanıyordu. Ve Venedik ile Bizans 12. yüzyıla kadar teknik anlamda yarış halindeydi. Fatih İstanbul’u aldığı zaman gemi yapımcılarına şehirde kalmaları için üstün imkanlar tanıdı ve yapımcıları özel koruma altına aldı. Bu sayede deniz tecrübesi olmayan Osmanlı kısa sürede denizde de adını duyurmaya başladı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Faydalanılan Kaynaklar</span></p>
<p>1-John H.Pryor And Elizabeth M. Jeffreys,The Age Of The Dromon <em>The Byzantine Navy ca 500-1204 Boston 2006</em></p>
<p>2-George Makris, The economic history of Byzantium: from the 7th through the 15th century Washington, D.C. ISBN 0-88402-288-9</p>
<p>3-Donald M. Nicol, Bizans ve Venedik Diplomatik ve Kültürel ilişkiler üzerine. Sabancı Üniversitesi 2000</p>
<p>4- John H. Rosser , Historical Dictionary of Byzantium</p>
<p>5- Prokpios Çev:Orhan Duru Bizansın Gizli Tarihi Türkiye İş Bankası Kültür yayınları İstanbul 2008</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-deniz-gucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mozaik</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/03/mozaik/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/03/mozaik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 20:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[basil I]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[cam]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[ikona kırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderiye]]></category>
		<category><![CDATA[Jüstinyen]]></category>
		<category><![CDATA[konstantinopolis]]></category>
		<category><![CDATA[mozaik]]></category>
		<category><![CDATA[serçe limanı]]></category>
		<category><![CDATA[tesserae]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[Mozaik tesserae adı verilen küçük küpler şeklinde ve çeşitli renklerden ibaret cam,  mermer ve tuğladan malzeme ile zemin ve duvar süslemeleri yapılan sanattır. Genellikler kilise ve saray duvarlarını süslemekte kullanılıyordu. Özellikle erken dönem Bizans kiliselerinde geometrik desenlerden ibaret olan mozaikler Konstantinopolis’teki büyük saray kazılarında bulunan zemin ve duvar mozaikleri adeta birer tablo gibidirler.

. Ayrıca Ayasofya’yı örten dekorasyon en az onun mimari yapısı kadar övgüye değerdir. Bizans açısından oldukça önemli bir yapı olması dolayısıyla imparatorlar tarafından göz kamaştıracak güzellikte mozaikler ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mozaik tesserae adı verilen küçük küpler şeklinde ve çeşitli renklerden ibaret cam,  mermer ve tuğladan malzeme ile zemin ve duvar süslemeleri yapılan sanattır. Genellikler kilise ve saray duvarlarını süslemekte kullanılıyordu. Özellikle erken dönem Bizans kiliselerinde geometrik desenlerden ibaret olan mozaikler Konstantinopolis’teki büyük saray kazılarında bulunan zemin ve duvar mozaikleri adeta birer tablo gibidirler.<span id="more-161"></span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/erkan.gif"><img class="alignnone size-medium wp-image-168" title="erkan" src="http://www.bizansbizans.com/resim/erkan-300x223.gif" alt="" width="300" height="223" /></a></p>
<p>. Ayrıca Ayasofya’yı örten dekorasyon en az onun mimari yapısı kadar övgüye değerdir. Bizans açısından oldukça önemli bir yapı olması dolayısıyla imparatorlar tarafından göz kamaştıracak güzellikte mozaikler ile bezenmiştir ve Bizans sanatının en seçkin örneklerini teşkil eder. Konstantinopolis Fatih Sultan Mehmet tarafından ele geçirildiğinde onun emri ile Ayasofya Kilisesindeki insan figürünün her temsili olan mozaikler beyaz sıva ve alçı ile kapatıldı. Ve bu sayede belki de farkında olmayarak Fatih mozaiklerin günümüze kadar deforme olmadan gelmesini sağlamıştır.</p>
<p>Anadolu’nun birçok yerinde yapılan kazılar da 5 yüzyıl ile 13 yüzyıl arasında bulunmuş mozaik kalıntıları mevcuttur. Erken Hıristiyanlık döneminden kalan bütün saray villa kilise mozole banyo yıkıntılarında duvar mozaiklerine rastlanmaktadır. 5 ve 6. yüzyıllarda yapımına başlanan duvar mozaiklerini kaldırım mozaikleri izler. İkona kırıcı dönemde mozaiklerde dini motifler neredeyse uygulanmayacak kadar az ya da gizlice uygulanır oldu. Bu dönem mozaiklerinde daha çok doğa resimlerine ağırlık verildi.</p>
<p>Mozaik yapımında kullanılan malzemelerin başında gelen cam M.Ö. 4. yüzyılda Sassani’ler den ihraç edildi. İlk zamanlarda sofra takımı ve pencere camı olarak kullanıldı ancak daha sonraları tesserae yapımında da kullanılmaya başlandı. Yedinci ve onuncu yüzyıllarda meydana gelen Arap baskınları cam imalatını etkilemiştir. Ancak Doğu Akdeniz’de bulunan başlıca imalat yerleri ( Bağdat, Rakka, İskenderiye) cam imalatına devam etmiştir. On birinci yüzyılda Serçe Limanı ve onun otuz kilometre kadar açıklarında da bulunan batık gemilerde yapılan incelemede, sadece cam ürünlerin değil ikinci el ya da kırılmış camlarında ticaretinin yapıldığının bir kanıtıdır.* Cam ürünlerinde iki aşama temeldir. İlk aşama camı hammadde olarak imal etmek ikinci aşama ise işlemek. Altı ve Yedinci yüzyılda Bet Eli’ezerde cam eritmek ve şekil vermek için yapılmış fırınlar mevcuttu ve yılda 140 ton cam kapasiteli çalışıyordu. 13. Yüzyılda Venedik hammadde olarak cam imalatı ve cam ürünleri konusunda merkezdi. Mozaikte kullanılacak cam malzeme imal edilirken çekilen en büyük sıkıntı camı renklendirmek olmuştur. Yeşil ve mavi için bir miktar bakıra ihtiyaç varken lacivert için kobalt kullanıldı ancak opak renk elde etmek oldukça güçtü. Mozaik camının renkliliği, dört boya öğesi, demir, bakır, manganez ve kobalt kullanımı ile sağlandı. Bunların değişik oranda karışımları ile geniş bir renk aralığı elde edilebiliyordu. Altın rengi eldi etmek için ise sadece 20 gram altın ile 6 metrekarelik mozaik alanı kadar tesserae elde edilebiliyordu.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/serce_4.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-169" title="serce_4" src="http://www.bizansbizans.com/resim/serce_4-300x186.jpg" alt="" width="300" height="186" /></a></p>
<p>Cam Konstantinopolis’te üretilmiyordu sadece dışarıdan kullanıma hazır cam ürünler ve tesserae’ler satın alınıyordu. Jüstinyen zamanında İskenderiye’den yıllık 400 ton cam Konstantinopolis’e geliyordu. Akdeniz’de tesserae ticaretinin rotaları tam olarak bilinememekle birlikte değişik zamanlarda Arap yarımadasından İspanya’ya hatta Rusya’da dahi tesserae kalıntılarına rastlanmıştır. Bu malzemelerde de pahalı olduğu için Basil I zamanın tesserae’ler eskimiş olan bir yüzeyden çıkarılıp yeni mozaikler elde etmek için yeniden kullanıldı.</p>
<p>*<em> Byzantine glass mosaic tesserae: some material considerations,</em> Liz James</p>
<p><em>Byzantine and Modern Greek Studies Vol. </em>30 <em>No. 1 </em>(2006) 29–47</p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/03/mozaik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizans ve Slav İlişkileri II</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-ve-slav-iliskileri-2/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-ve-slav-iliskileri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 21:59:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[aziz cyril]]></category>
		<category><![CDATA[aziz kiril]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sava]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[Basil II]]></category>
		<category><![CDATA[belgrad]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[boris]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[bulgar]]></category>
		<category><![CDATA[bulgaria]]></category>
		<category><![CDATA[bulgaroctonus]]></category>
		<category><![CDATA[Byzantium]]></category>
		<category><![CDATA[cimbalongus]]></category>
		<category><![CDATA[cuman]]></category>
		<category><![CDATA[duşan]]></category>
		<category><![CDATA[edirne]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[fokas]]></category>
		<category><![CDATA[hırvatistan]]></category>
		<category><![CDATA[john asen II]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[konstantin VII]]></category>
		<category><![CDATA[konstantinopolis]]></category>
		<category><![CDATA[macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[methodius]]></category>
		<category><![CDATA[mikail]]></category>
		<category><![CDATA[mikail III]]></category>
		<category><![CDATA[moravia]]></category>
		<category><![CDATA[Nikeforas fokes]]></category>
		<category><![CDATA[novgorod]]></category>
		<category><![CDATA[oleg]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[papa nikolas I]]></category>
		<category><![CDATA[patrik photius]]></category>
		<category><![CDATA[pers]]></category>
		<category><![CDATA[rostislav]]></category>
		<category><![CDATA[rus]]></category>
		<category><![CDATA[salonica]]></category>
		<category><![CDATA[samuel]]></category>
		<category><![CDATA[sırbistan]]></category>
		<category><![CDATA[sırp]]></category>
		<category><![CDATA[Slav]]></category>
		<category><![CDATA[stephan uroş]]></category>
		<category><![CDATA[stephen nemanya]]></category>
		<category><![CDATA[symeon]]></category>
		<category><![CDATA[tcimiskes]]></category>
		<category><![CDATA[trakya]]></category>
		<category><![CDATA[tuna]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[venedik]]></category>
		<category><![CDATA[vladimir]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Bulgar Krallığı emrindeki Slavlar Güneybatı yönünde harekete geçtiler ve Bosna’nın yüksek arazilerinde yerleşip küçük Sırbistan’ı meydana getirmeye başladılar. O sıralarda Moravia ve Bulgaria iki büyük önemli güç teşkil ediyordu. Moravia günümüz çek cumhuriyeti ve Macaristan civarlarındaki bölgenin ismiydi ve Germanlar buralarda çok fazla misyonerlik faaliyetinde bulundu ancak Bulgaria gibi Moravia’da nasyonalist propaganda şüphesiyle bu misyonerlere pek önem vermemiştir. Ve Moravia’nın Bizans ile iyi ticari ilişkileri vardı. Moravianslar Slavların tarihinde bir noktası olmuştur. 863 yılında bir elçilik heyeti Konstantinopolis’e gelerek imparator [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bulgar Krallığı emrindeki Slavlar Güneybatı yönünde harekete geçtiler ve Bosna’nın yüksek arazilerinde yerleşip küçük Sırbistan’ı meydana getirmeye başladılar. O sıralarda Moravia ve Bulgaria iki büyük önemli güç teşkil ediyordu. Moravia günümüz çek cumhuriyeti ve Macaristan civarlarındaki bölgenin ismiydi ve Germanlar buralarda çok fazla misyonerlik faaliyetinde bulundu ancak Bulgaria gibi Moravia’da nasyonalist<span id="more-148"></span> propaganda şüphesiyle bu misyonerlere pek önem vermemiştir. Ve Moravia’nın Bizans ile iyi ticari ilişkileri vardı. Moravianslar Slavların tarihinde bir noktası olmuştur. 863 yılında bir elçilik heyeti Konstantinopolis’e gelerek imparator Mikail III ‘ü ziyaret etti ve kendisinden Moravia dilinde Hıristiyanlık öğretecek bir öğretmen isteğinde bulundu. ( Daha öncesinde aynı istekle Roma’ya giderler fakat istekleri reddedilir.) İmparator buna olumlu yanıt verir ve bu görev için Salonica’lı Konstantin’i ya da bilinen ismi ile Aziz Cyril. ( Slavların ve Rusların Ortodoks Hıristiyan olmalarında ki en büyük paya sahiptir ve hatta Slav alfabesi ismini Aziz Cyril’den almaktadır.) Üniversitede profesörken bir ajan ve keşiş oldu ancak onun asıl hakim olduğu konu din ve filolojiydi. Durumdan haberdar edilir edilmez derhal çalışmalarına başladı ve ilk olarak Slavlar için bir alfabe geliştirdi. Kardeşi Methodiusla beraber yola koyuldu ve ilk olarak İncil Slavcaya çevrilip çeşitli dini kitaplar ve vaazları da Moravian diline tercüme ettiler. Bugüne kadar Slav kiliselerin kullandığı lisan’ı Aziz Cyril ve Methodius’a borçludurlar.Moravian birliği imparatoru sıkıştırmaya başlamıştı ancak  Bulgar Boris zamanında bütün Bulgaristan vaftiz edildi. 865 yılında Konstantinopolis kiliseleri German sınırına kadar yayılmıştı. Patrik Photius ve Papa Nikolas I ‘in çekişmeleri oldukça yoğunlaşmaya başlamıştı. Moravian misyonerlik faliyetleri gayet iyi başlamıştı ve Rostislav Cyril ve Methodius’u gayet sıcak karşılamıştı. Ancak Moravian bölgesinin Alman sınırında sıkıntılar başlamıştı. Henüz çok yeni ve tecrübesiz olan Moravian Kilisesini yalnız bırakmamak için Cyril dosdoğru Alman misyonerleri karşılamaya kendisi gitti. Papanın emri altındaki batının en büyük piskoposu ile orada görüştü. Papa birlik ve düzenden yanaydı bu yüzden Anadilin kullanılmasından hoşnutsuzluk duyuyordu ancak ödül kaçırılmayacak kadar büyüktü. Cyril ve Methodius Roma’ya yeni kilisenin organizasyonu için çağırtılır ve Cyril orada şaibeli bir şekilde ölür. Bulgar Kilisesi ve Moravian Kilisesinin kaderi tamamen Papa ve Patrik çekişmesinin sonucuna bağlı gibi görünüyordu. 885 yılında ölünceye kadar geçen sürede Methodius Roma’nın her türlü zorlamalarına rağmen kiliseyi ayakta tutmaya çalıştı ancak onun ölümünün ardından Alman etkisi üstün geldi. Ona bağlı olan öğrencileri ya sürgün yediler ya da Moravian hükümeti tarafından Venediklilere köle olarak satıldılar.Boris’in Bulgaristan’ı Moravianın yaptığından farklı olarak Konstantinopolis tarafında yer aldı ve Bizans yardımını kabul etti aynı zamanda Methodius’un öğrencilerine de kucak açtı. Venedikte de imparatorluğa ait büyük elçi köle olarak satışa çıkarılmış öğrencileri satın alarak Konstantinopolis’e gönderdi ve Slavlar içim rahip sağlayan bir okul kurdurttu. Onuncu yüzyılın ilk yarılarına kadar Sırbistan’da ki dönüşümde tamamlandı ve nüfusun büyük kısmı vaftiz edildi.</p>
<div id="attachment_149" class="wp-caption aligncenter" style="width: 116px"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/images.jpg"><img class="size-full wp-image-149" title="Resim 1" src="http://www.bizansbizans.com/resim/images.jpg" alt="" width="106" height="133" /></a><p class="wp-caption-text">Resim 1</p></div>
<p style="text-align: left;">Balkanlarda ilişkiler artık daha olumlu ilerliyordu. Boris’in oğlu Symeon Konstantinopolis’te eğitim görmüştü ve Bizans uygarlık ve sanatına hayran olarak yetişti. Ve onun döneminde binalar kiliseler hep Bizans tarzında inşa edildi. Ticaret büyütüldü ancak Bulgaristan’da bir orta sınıf asla oluşmadı tüccarlar genelde ya Ermeni ya da Yunandı. Ve bu durum giderek farklı sorunları beraberinde getirdi ve Symeon güçlenmiş ordusu ile hırsı tekrar artmaya başlamıştı ve İmparator Konstantin VII tarafından  rahatsız edilen azınlığı bahane göstererek aniden savaş kıvılcımlandığında 913 yılıydı ve 914 yılında Symeon Konstantinopolis duvarları önündeydi. Symeon bir takım diplomatik kazanımlar elde ettiyse de şehir yine duvarları sayesinde kurtulmuştu. Hırsının esiri olmuş Symeon bu sefer gözünü batıya döndü 925 ‘te Sırbistan’ı geçti ve 927’de Hırvatistan’ı istila etti ancak  bu Symeon’un sonu demek oldu. Symeon’un oğlu barışı sağlamak için acele etti ve bu vesileyle kendisi imparatorluk kanından bir kız ile evlendirildi. Ancak onun döneminde Bulgaristan oldukça güçsüz bir krallık haline geldi. Nikeforus Fokas doğuda Persler ile meşgulken bu defa Ruslar kışkırtmalar sayesinde güneye doğru harekete geçti ve kısa sürede Bulgaristan’ı istila edip Konstantinopolis’e ilerliyorlardı. Fokas’tan sonraki imparator Tcimiskes’te bir yıldan uzun bir süreyi Rusları geri püskürtmekle harcadı. Ancak püskürtme harekatını yarım bıraktı. 976’da yerel bir yöneticinin oğlu olan Samuel Bulgaristan’da yönetimi ele geçirip Çar olur ve çeşitli bahaneler bularak ve yeni imparator olan Basil II’nin deneyimsizliğinden faydalanmak isteyerek ayaklanma çıkartır. Ve kısa sürede civar bölgeleri fetheder.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/Simeon_the_great_of_bulgaria.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-150" title="Simeon_the_great_of_bulgaria" src="http://www.bizansbizans.com/resim/Simeon_the_great_of_bulgaria.jpg" alt="" width="250" height="298" /></a></p>
<p>Basil II 990 yılında ayaklanmaların tamamını bastırabilmişti ve artık tamamen Bulgar sorununu çözmek istiyordu nihayet 1014’de Cimbalongus geçitinde imparator yaşlı çarın bütün ordusunu yok eder ve Çar’da burada ölür. Samuel’in halefleri yönetim için tecrübesiz kişiler olduğundan Basil II 1018 yılına kadar bütün Bulgaristanı ve Belgrad’a kadar olan toprakları yeniden imparatorluğa kattı. Bulgarlara karşı verdiği başarılı savaşlardan dolayı kendisine Bulgaroctonus yani Bulgar katili denildi. Bulgar Patrikliği iptal edilip başpiskoposluk verildi ve Konstantinopolis Patrikliğine bağlandı. Buna istinaden Sırbistan’da bir büyüme gözlendi fakat hala Byzantium’un etkisi altındaydılar.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/9basilii.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-151" title="9basilii" src="http://www.bizansbizans.com/resim/9basilii-300x298.jpg" alt="" width="300" height="298" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p>Diğer yandan ilk olarak Rus sözcüğünü ifade eden İsveçli gezgincilerdi. 860 yılından Karadeniz’in ve Tuna Nehrinin kuzeyinde yerleşmiş olan bu halk Rurik liderliğinde eski Slav şehri Novgorod’da  ilk yerleşimi oluşturdular. Daha sonra onun yerine geçen Oleg Kiev’i topraklarına kattı böylece Rurik Hanedanı’nın başkenti Kiev oldu. Ruslar Ticaret ile yakından ilgilendiler. Her şehirde ayrı bir prens vardı ve bu prensler büyük Prensliğin vasallarıydılar. Prensler aynı zamanda kendi bölgelerinde ticareti ellerinde tutan kişilerdi. Her yıl düzenli olarak ticaret yapmak için Konstantinopolis ziyaret edilirdi. Bu ticaret ağı onuncu yüzyılda oldukça sık yaşanıyordu ve bu sebeple Rusça olarak da hazırlanmış bir takım ticari kurallar Konstantinopolis’te düzenlenmişti. Fakat her zaman barışsever ziyaretçiler değillerdi. Dokuz ve onuncu yüzyılda Ruslar İstanbul’u alma girişimlerinde bulunmuşlardı. Ve bu Bizanslıları önlem almak için düşündürüyordu. Bu noktada almayı düşündükleri önlem savaşmak yerine onları kendi saflarına çekmek oldu. Bu sebeple misyonerler sürekli olarak faaliyette bulunmak üzere Rus topraklarına gidiyordu. 954 yılında zengin bir dul olan Düşes Olga ilk olarak Hıristiyanlığı seçen kişi oldu. Daha sonrasında Olga’nın Konstantinopolis’e gelip bizzat patriği ziyaret etmesi Rusya’da Bizans Kültürünün yayılmasına sebep oldu. 989 yılında Vladimir’de vaftiz olmayı kabul etti ve karşılığında Basil II’nin kız kardeşi Anna ile evlendi. Vladimir’in Hıristiyanlığı seçmesi Rusya açısından bir dönüm noktasıydı ve bu olaydan sonra büyük bir hızla bütün Rusya Hıristiyanlığa geçti. Bizans kültür sanat ve yaşantısı Rusya’da da uygulanmaya başlandı. Aziz Kiril alfabesi ve lisanı Balkanlarda olduğu gibi burada da kabul gördü.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/1560.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-153" title="1560" src="http://www.bizansbizans.com/resim/1560-238x300.jpg" alt="" width="238" height="300" /></a></p>
<p>Onikinci yüzyılın ikinci yarısında Bosna’da Kulin bağımsızlığını ilan etti ve Bizans buna müdahalede bulunamadı. O sırada Selçuklu Türkleri ile sürekli olarak çatışma devam ediyordu. Kulin ve Asen birbirine çok yakın tarihlerde ölmüşlerdi ve onun ardından 1204’de Konstantinopolis Latinler tarafından istila edilince Slavlar ve Bulgarlar kendilerini öksüz kalmış gibi hissettiler. Papa bu durumdan faydalanmak için çeşitli girişimlerde bulundu. John Asen II 1241’de ölmesinden sonra Bulgaristan’da istikrarsızlık başladı ve 1246 yılında Salonica tekrar Bizans’a katıldı. Ve arkasından sırasıyla Trakya Makedonya İstanbul ve Bulgaristan’da yeniden Bizans sınırlarına dahil oldu. 1280 yılında Bulgaristan’da Cuman tarafından daha kuvvetli bir hanedan kuruldu.  1323’de ise Vidin’li Mikail son Bulgar hanedanını kurdu ve 1330’da Konstantinopolis’e saldıracak kadar güçlenmişti. Onun döneminde güç kazanan Bulgarların sonu Vilbezd bölgesinde Sırplar ile yapılan savaşta yenilgiyle sonuçlanınca bu güçlerinin de sonu oldu ve Bulgarlar Sırp vasallığı altına geçti. Hegemonya artık Sırplardaydı.  Stephen Nemanya tarafından kurulan monarşi onun oğulları tarafından da geliştirildi. Sırbistan kilisesi bir zamana kadar Konstantinopolis’e bağlıydı ancak Aziz Sava daha sonra Crylizm doktrinleri ışığında daha milliyetçi ve Sırplara daha yakın bir kilise yarattı. Otuz üç yıl hüküm süren Stephan Uroş zamanında Sırbistan ekonomik olarak ta gelişti. Onun zamanında Sırbistan Adriyatik’ten Makedonya’ya kadar genişlemişti. Daha sonra Duşan yönetiminde gelişme devam etti. Selanik hariç bütün balkanların efendisi Sırbistan olmuştu.1355’de başarı umuduyla İstanbul’a yürüdü ancak mart ayında hayatını kaybetti. 1346 yılında Konstantinopolis’e saygısızca yüz çevirdi ve Sırp ile Bulgar patrikleri tarafından kendisine taç giydirildi. 1349 Sırbistan yasalarını çıkardı. Günümüzde 27 Ocak günü Sırplar tarafından hala kutlanan bir olaydır. Onun zamanında altın ve gümüş madenleri işletildi ve çok görkemli saraylar inşa edildi. Çarın emirleri altında şehirler valiler tarafından yönetilmeye başlandı ve Bizans etkisi giderek etkisi yitirmeye başladı. Köylüler politikaya dahil edilmiyorlardı. Soyluların olduğu Vlastele’ler mevuttu ve köylüler bunlar tarafından yönetilirdi. Köylüler için kanun yürütücüler yine onlardı. Kilise Bizans’ta olduğu gibi direk olarak Çara bağlıydı. Tüccar sınıfın neredeyse tamamı yabancıydı ve Adriyatik kıyıları ile sınırlıydı. Madenler toprak sahiplerine aitti ve köleler tarafından işletiliyordu. Bürokratik düzenlemelerin neredeyse tamamı Bizans’tan alınmıştı. Öte yandan ticari yasa tamamen Dalmaçyalıdır. Şiir hariç sanat dallarının tümü Bizans kopyası denecek kadar benzerdi. Duşan’ın 1355’te ölümü ile Sırbistan ideali son bulmuş oldu. Ve bütün vatanseverler onun bıraktığı düşü hala kalplerinde yaşatmaktadırlar. Duşan Konstantinopolis’e sırt dönmemiş olsaydı uzun yıllar var olabilecek bir krallığı kurabilirdi. Daha sonra Balkanların kaderini tayin etme hakkı Türklere geçti. 1360 ve 1370 yıllarında Trakya’ya yerleşmeye başladılar.1371’de Edirne’de Meriç yakınlarında yapılan savaşla Bulgarlar devre dışı edildi ve ardından 15 haziran 1389’da Kosova’da yapılan savaşta Sırplar ve Bosnalılar yenilince Balkanların hakimiyeti tamamen Türklere geçmiş oldu. Dört yıl sonra Bulgaristan tamamen Türklere ait oldu 1459’da aynı kaderi Sırbistan’da yaşadı. Türklerin Bosna’yı aldığı tarih ise 1463’tür. Bu tarihten sonra Osmanlılar uzun yıllar Balkanları ellerinde tuttular bunun sebebi en başta dinde tamamen özgürlük tanımaları oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/CarDusan.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-154" title="CarDusan" src="http://www.bizansbizans.com/resim/CarDusan-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-ve-slav-iliskileri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizans ve Slav İlişkileri I</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-ve-slav-iliskileri-1/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-ve-slav-iliskileri-1/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 21:22:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[adrianople]]></category>
		<category><![CDATA[asperuch]]></category>
		<category><![CDATA[Avarlar]]></category>
		<category><![CDATA[aziz demetrius]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[belgrad]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[bulgar]]></category>
		<category><![CDATA[bulgaria]]></category>
		<category><![CDATA[bulgaristan]]></category>
		<category><![CDATA[Byzantium]]></category>
		<category><![CDATA[dalmatia]]></category>
		<category><![CDATA[Danube]]></category>
		<category><![CDATA[fokas]]></category>
		<category><![CDATA[heraclius]]></category>
		<category><![CDATA[hırvat]]></category>
		<category><![CDATA[hunnicler]]></category>
		<category><![CDATA[ikona kırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[irine]]></category>
		<category><![CDATA[jüstinyen II]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[konstantin IV]]></category>
		<category><![CDATA[konstantinopolis]]></category>
		<category><![CDATA[kormisoş]]></category>
		<category><![CDATA[krum]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[malamir]]></category>
		<category><![CDATA[mikail I]]></category>
		<category><![CDATA[mora]]></category>
		<category><![CDATA[Nikeforas fokes]]></category>
		<category><![CDATA[omortag]]></category>
		<category><![CDATA[pers]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[salonica]]></category>
		<category><![CDATA[sardica]]></category>
		<category><![CDATA[şarlman]]></category>
		<category><![CDATA[Sclavenes]]></category>
		<category><![CDATA[sirmium]]></category>
		<category><![CDATA[Slav]]></category>
		<category><![CDATA[theodosius III]]></category>
		<category><![CDATA[trakya]]></category>
		<category><![CDATA[valens]]></category>
		<category><![CDATA[varna]]></category>
		<category><![CDATA[zupan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[Bizanslılar yaptıkları en iyi işlerden biri antik kültürü koruyup kendilerinden sonra ki kuşaklara başarıyla aktarmış olmalarıdır. Bunu yaparken en çok yardım aldıkları toplum kuşkusuz Doğu ve Güney Slavlarıydı.  Slavların Bizans ya da daha öncesinde Roma imparatorluğu ile ilk temasları hakkında pek az bilgi vardır. Bilinen şu ki altıncı yüzyılda anavatanları olan Rusya’nın batısında ormanlık alandan yola çıkıp Balkanlara yerleşmiş olmalarıdır. Ve onları imparatorluk ile temas noktasına getiren de onların Balkanlarda ki istila girişimleridir. İlk olarak imparatorluk yazılı kaynaklarında Slavlar ile ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizanslılar yaptıkları en iyi işlerden biri antik kültürü koruyup kendilerinden sonra ki kuşaklara başarıyla aktarmış olmalarıdır. Bunu yaparken en çok yardım aldıkları toplum kuşkusuz Doğu ve Güney Slavlarıydı.  Slavların Bizans ya da daha öncesinde Roma imparatorluğu ile ilk temasları hakkında pek az bilgi vardır. Bilinen şu ki altıncı yüzyılda anavatanları olan Rusya’nın batısında ormanlık alandan yola çıkıp Balkanlara yerleşmiş<span id="more-142"></span> olmalarıdır. Ve onları imparatorluk ile temas noktasına getiren de onların Balkanlarda ki istila girişimleridir. İlk olarak imparatorluk yazılı kaynaklarında Slavlar ile ilgili olarak yazılmış terim ‘’Sclavenes’’ olmuştur. Ve Danube’nin (Tuna Nehri) kuzeyine yerleşmişlerdir.  566 yılında Avarlar ile başlayan savaştan sonra Danube’nin güneyine inmeleri için bir şans ortaya çıktı. 582 yılında büyük kuşatmadan sonra Avarlar Sirmium’u ele geçirirler. Ve bu düşüş Konstantinopolis’in Slav istilası bir sinyal niteliğindeydi. İmparatorluk o sıra on yıl kadar sürecek olan Pers savaşına hazırlanıyordu ve yüzünü balkanlara çevirecek durumu yoktu. 597 de gerçekleşen Slav istilası bu kez Belgrad Sirmiumdan Mora ve Salonica’ya kadar etkili oldu. Salonica istila edilmek istendi fakat şehrin koruyucusu Aziz Demetrius olan inançlarıyla sadık Selanikliler şehri çok etkili müdafaa ettiler.Fokas’ın imparatorluğu zamanında Slavlar neredeyse Makedonya’yı vatan edinmişlerdi ve imparatorluğun içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulursa onlara karşı çıkabilecek siyasi bir otorite henüz sağlanmış değildi. Ve doğuya ilerleyen Slavlar birkaç kez olsun bu durumu fırsat bilip Bizantium yolunda görülmüşlerdir. Daha sonra yön değiştirip Dalmatia kıyıları istila edildi. Yedinci yüzyılın ilk kırk yılı Balkan yarımadası Trakya ve Arnavutluk dağları ile deniz kıyıları haricinde tamamen Slavların istilası altındaydı. Slavlar yerleştikleri küçük köylerde izole bir şekilde kabileler halinde yaşıyorlardı. Bu kabilelerde bütün erkekler lider ‘Zupan’ karşısında eşitti. Bu yaşam şekli vassallık gibi bir hale dönüştü ve Avarlar gibi birbirine çok bağlı bir kavim oluşturdular. Küçük kabilelerden merkezi bir organizmaya dönüşmeleri de bu yüzden zaman aldı. Bu sebeple ırksal ve ulusal bilince kavuşmazdan önce onları içlerine çekmeye çalışmak Bizans için en akıllıca olanıydı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/Wolf_symbol_of_Avars_Caucasus.png"><img class="alignnone size-medium wp-image-143" title="Wolf_symbol_of_Avars_Caucasus" src="http://www.bizansbizans.com/resim/Wolf_symbol_of_Avars_Caucasus-300x177.png" alt="" width="300" height="177" /></a></p>
<p style="text-align: left;">
<p>658 yılında bir kısım Slav kabilesi anadoluya getirilip yerleştirildi. İmparator Heraclius Slav istilasını yakından izliyordu. Persler ile savaş sona erdiğinde dikkatini balkanlar üzerine çevirdi ve Slavları Danube’nin altına çekmek için çeşitli yollar denedi ve daha sonra da onları Hıristiyan yapmak için uğraş verdi. Aziz Demetrius bu konuda neredeyse en çok çaba veren ve hatta tek Hıristiyan misyonerdi ve Slavların saygısını kazanmaya başlamıştı. Fakat fırsat kaçırılmıştı. Balkan Slavları Bulgar çatısı altında birleşme yoluna girdi. Bulgarlar Karadeniz’in kuzey sahillerinde gelen orijini Hunnicler olan bir kavimdi. Heracliustan sonra yarımada sakin bir hal alır fakat bu uzun sürmez. 679 yılında Asperuch önderliğinde Bulgar krallığı Bizans’a karşı saldırıya geçer. İmparator Konstantin IV sınırın savunmasını yapar fakat hastalığından dolayı savaşı bırakıp sarayına dönmek zorunda kaldı. Lidersiz kalan ordu geri çekilmeye zorlandı ve 680’de Bulgarlar Tuna nehri ile Karadeniz arasında yerleştiler ve sınırları Varna şehrinden 200km kadar batıya uzanıyordu. İmparator Konstantin IV onlar ile barış imzaladı ve bölgenin adı artık Bulgaria olarak anılmaya başlanmıştı ancak 9 yıl sonra Konstantin’in oğlu Jüstinyen II  barışı bozarak Bulgar topraklarına bir sefer düzenledi. Sonraki yıllarda Bulgarlar güçlerini giderek arttırdılar ve Jüstinyen II’ye iç savaşları bastırma konusunda yardımcı oldular. 717’de Konstantinopolis Araplar tarafından ikinci defa kuşatıldığında Theodosius III  Bulgarla ile yeni bir anlaşma yaptı ve esirlerin mübadelesi yapıldı. Ayrıca Bulgarlar Meriç nehrine kadar ilerlemiş oldular ve Bizans ile Bulgar krallığı arasında serbest ticaret anlaşması yapılarak her yıl Bizans belli miktarda altın ve ipeği Bulgarlara vermeyi kabul etti. Bu durum kırk yıl kadar devam etti. Daha sonra Bulgarlar tekrardan istilaya giriştiler ve bu Bizans’a onların sadakatinin gerçek olmadığını düşündürdü. Diğer taraftan Slavlarda Salonica ( Selanik) şehrini kuşatma altına aldılar. Sırplar ve onların ardından Hırvatlar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Balkanların doğu tarafı onların yönetimi altına girdi. Bulgarlar Varna ve Danube arasındaki bütün Slavları sürdüler ve tamamen Bulgar nüfusa sahip hale getirdiler ve yerli bir aristokrasi geliştirdiler. Kormisoş’un ölümünden sonra sık sık ayaklanmalar ve iç sürtüşmeler başladı. 777 yılına gelindiğinde Bulgar Han bir yunanlı ile evlenip Vaftiz olmayı kabul etti. Bu durum Bizans için son derece önemli bir fırsattı. Ancak Heraclius döneminde olduğu gibi yine fırsat değerlendirilemedi. Bu sefer ortada ki problem ikona kırıcılık faaliyetleriydi ve vatandaşlar ikona severler ve ikona kırıcılar olarak iki zıt kutup haline geldi. Neyse ki Bulgarlar artık önceki gibi istila hareketine girişmiyorlardı. Bulgar tehlikesinin uzaklaşması imparatorluğu Slavların evcilleştirmesi yolunu denemeye itti.</p>
<p>Özellikle Atinalı imparatoriçe İrine bu konuda yakından ilgiliydi. Yüzyılın bitiminde Avarlar Şarlman tarafından bozguna uğratıldı. Bazı Slav ve Bulgar grupları uzun yıllar boyunca Avarların hakimiyetinde Danube’nin kuzeyinde Transilvanya’da yaşamıştılar. Ve o bölgedeki Slavlar Sırbistan’a yerleştirilip Krum liderliğinde yaşamaya başladılar. Krum hırslı bir liderdi ve o Slav halkına özgürlüğü verdi. Onun en büyük amacı Bulgaristan’ı da içine alarak Balkanlarda büyük bir imparatorluk kurmaktı. Krum kısa sürede güç toplayarak Konstantinopolis bile alabileceğini düşünüp bir saldırı başlattı. 807 yılında savaş başladı. 809 da Sardica’yı kuşatıp ormanlık alanlarını kendi bölgesine dahil etti. Durumun ciddiyetini göre imparator Nikeforus I ordusu ile kuzeye hareket etti ve Krum’un başkenti  Pliska’yı kuşattı fakat bütün adamları ile birlikte öldürülüldü.Savaştan şans eseri kurtulan damat Mikail I yeni imparator olarak tahta geçti.  Savaş 26 Temmuz 811’de başladı ve Bizanslılar açısından 400 yüzyıl önce Valens’in öldürüldüğü Adrianople ( Edirne) savaşının çok benzeri bir yenilgi olmuştu. Ve Krum’un önünde şehrin sağlam surlarından başka duracak güç kalmamıştı ancak duvarlar  Konstantinopolis’i korumuştu. Savaş 814 yılında Konstantinopolis’in Krum tarafından ikinci kez kuşatılması için hazırlık yaptığı sırada ölümüyle sona erdi. Başkent fethedilememişti fakat o rüya denilebilecek olayı gerçekleştirmek için beklenenden fazlasını yapmıştı. Öldüğü vakit Bulgaristan Avrupanın en güçlü krallıklarından biriydi. Savaş boyunca Makedonya ve Bulgaristan’da ki bir çok arazi ve köyler yağmalanıp yakıldı. Trakya’nın hasar görmüş en önemli şehirlerinden Adrianople ve Mesembria ( Nişabur) imparator tarafından yeniden onarıldı. Krum’dan sonra tahta oğlu Omortag geçti ve 30 yıl kadar hüküm sürdü. Ve onun döneminde Bizans kültürü ve Hıristiyanlık Bulgaristan’da yayılmaya başladı. Ve onun oğlu Malamir zamanında Slav politikası hız kazandı. Konuşulan dil ve  isimler dahi artık Slav kökenli olmaya başladı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/220px-Krum1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-146" title="220px-Krum1" src="http://www.bizansbizans.com/resim/220px-Krum1.jpg" alt="" width="220" height="169" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/03/bizans-ve-slav-iliskileri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizans&#8217;ta Spor</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/02/bizansta-spor/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/02/bizansta-spor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 20:02:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlenceler]]></category>
		<category><![CDATA[Hipodrom]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[anastasius]]></category>
		<category><![CDATA[basil I]]></category>
		<category><![CDATA[blachernae sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük saray]]></category>
		<category><![CDATA[Byzantium]]></category>
		<category><![CDATA[circus maximus]]></category>
		<category><![CDATA[dikilitaş]]></category>
		<category><![CDATA[diversium]]></category>
		<category><![CDATA[doğu roma]]></category>
		<category><![CDATA[dört at]]></category>
		<category><![CDATA[genethliaca]]></category>
		<category><![CDATA[haçlılar]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[kathisma]]></category>
		<category><![CDATA[konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[konstantinopolis]]></category>
		<category><![CDATA[Nika isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[polo]]></category>
		<category><![CDATA[severus]]></category>
		<category><![CDATA[spina]]></category>
		<category><![CDATA[st.mark bazilikası]]></category>
		<category><![CDATA[Teodosius]]></category>
		<category><![CDATA[teodosius II]]></category>
		<category><![CDATA[tyzkanion]]></category>
		<category><![CDATA[tyzkanisterion]]></category>
		<category><![CDATA[venedik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Roma İmparatorluğunun merkezinde yaşayan Konstantinopolisliler şehrin kuruluşundan düştüğü ana kadar sürekli olarak sporla iç içe yaşamışlardır. Bu spor aktivitelerinin büyük bir kısmı Yunan ve Roma Medeniyetlerindeki faaliyetlerin devamı niteliğindeydi ve onların sayesinde Anadolu coğrafyası ve Haçlı seferlerine katılmış Avrupalılarda bu faaliyetlere tanık olup yayılmasını sağladılar. Aradan geçen zamanda bu spor faaliyetlerinden bir kısmı kaybolmuş bir kısmı ise değişime uğrayarak devam etmiştir. Bu oyunların kayıtlarının tutulduğu dokümanlar elbette olmuştur fakat Bizantium şehrinin başına gelen işgal ve kargaşalar ( İkona kırıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Roma İmparatorluğunun merkezinde yaşayan Konstantinopolisliler şehrin kuruluşundan düştüğü ana kadar sürekli olarak sporla iç içe yaşamışlardır. Bu spor aktivitelerinin büyük bir kısmı Yunan ve Roma Medeniyetlerindeki faaliyetlerin devamı niteliğindeydi ve onların sayesinde Anadolu coğrafyası ve Haçlı seferlerine katılmış Avrupalılarda bu faaliyetlere tanık olup yayılmasını sağladılar. Aradan geçen zamanda<span id="more-138"></span> bu spor faaliyetlerinden bir kısmı kaybolmuş bir kısmı ise değişime uğrayarak devam etmiştir. Bu oyunların kayıtlarının tutulduğu dokümanlar elbette olmuştur fakat Bizantium şehrinin başına gelen işgal ve kargaşalar ( İkona kırıcı dönem, IV Haçlıların istilası, Osmanlıların istilası) neticesinde günümüzde bu konu ile ilgili olarak herhangi yazılı bir eser kalmamıştır. Günümüzde Bizans kalıntılarının üzerine modern İstanbul inşa edilmiştir ve o döneme ait sadece çok kısıtlı bir alanda arkeolojik çalışmalar olmuştur. Ve şu an Bizans’ın sosyal ve ekonomik hayatını bize anlatacak daha birçok yapı gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Bu sayede spor dalları ve eğlenceler hakkında da daha fazla bilgiye sahip olunabilecek. Bizans sporunun toplum üzerindeki etkisinin araştırılması için ise birbirine karşıt iki hipodrom grubu olan yeşiller ve mavileri(önceleri kırmızılar ve beyazlar da vardı fakat zamanla bunlar diğer iki grup arasından yerlerini aldılar) incelemek gerekir. Bu gruplar rakip iki takım taraftarından ziyade iki ekonomik ve sosyal alt kimliği temsil ediyorlardı ve zaman zaman  yönetime karşı dahi muhalefet yapabiliyorladı. Binicilikte başarı bu spor müsabakalarında en önemlisiydi. Bu spor doğulu kültürlerden türetildi ve Yunan Roma ortak kültürünün kalıntılarından harmanlandı. Romadaki gladyatör dövüşlerinin aksine Doğu Roma’da daha insancıl olan at arabası yarışları yapılırdı ve bu yarışlar 5. Yüzyılda altın çağını yaşıyordu yarışlarda birinci gelen yarışçılara büyük ödüller verildiği gibi kendilerini temsilen hipodrom’da heykelleri dikiliyordu. Ve bu yarışlar sadece hipodromda insanları eğlendirmek için değil aynı zamanda resmi törenlerin de bir parçası olarak yapılıyordu ve popülerliği 12. Yüzyıla kadar sürdü. Yarışların sonunda Diversium denilen son bir yarış yapılırdı. Günün galibi ve ikincisi arasında olurdu ve at arabaları değiştirilirdi. Galip gelen kişi bu şekilde de galip gelirse birinciliğini pekiştirmiş olurdu. At araba yarışları üç farklı klasmanda yapılırdı ve bu klasmanlar altıncı yüzyılın ilk yarısında belirlendi. Buna göre ilk klasman 17 yaş altı, ikinci klasman 17 ve 20 yaşları arası ve diğer klasman ise 20 yaş üzeriydi. Yarışlara ara verildiği zaman seyircileri eğlendirmek için sanatçıların çeşitli gösterileri olurdu.  Dansçılar, pantomimciler, şarkıcılar, akrobatlar, ip cambazları birer birer hünerlerini sergilerdi.<br />
Hipodrom Konstantinopolis’te yaşayanlar için şehrin en önemli yapılarından birisiydi. Septimus Severus tarafında ikinci yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olup Konstantin’in şehri başkent yapmasının ardından daha da büyütülmüştür. Geleneksel Roma mimarisine uygun olarak inşa edilmiş olup spinasında dönemim sanatçılarının eserleri bulunmaktaydı. Spinadan günümüze kadar ulaşmış sadece üç önemli yapı mevcuttur. Bunların en önemlisi Karnak Tapınağından getirilen Mısır Porfir Dikilitaşıdır. Bu dikilitaş Teodosius zamanından kalma mermer bir temel üzerine oturtulmuş olup bu mermer taban bize o dönemim hipodromu ve imparator locası hakkında görsel olarak bilgi sunmaktadır. Dört bir tarafında figürlerin bulunduğu tabanda aynı zamanda araba yarışlarının ve kazanan sporcularında figürleri mevcuttur. Hipodrom alanının uzunluğu 360-380mt genişliği 180mt ve yay uzuluğu 300mt olarak tanımlanmıştır. Seyircilerin bulunduğu kısım ise yerden yüksekliği yaklaşık 8-10mt kadardı.Seyirci kapasitesinin 60,000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Ve kuzey ucunda bronzdan yontularak yapılmış Dört At heykeli 1204 de Haçlılar tarafından yapılan yağmada yerinden sökülüp Venedik’e getirilmiştir ve günümüzde halen St. Mark Bazilikasında bulunuyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/IMG_2910pl.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-139" title="Bronz Dört At" src="http://www.bizansbizans.com/resim/IMG_2910pl-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a></p>
<p>Bu tanımlamalardan yola çıkılarak Roma’daki Circus Maximus ile Konstantinopolis Hipodromunun benzer olduğu söylenebilir. Göze batan bir diğer fark ise doğu tribününde bulunan ve Kathisma denilen imparatorluk bölmesidir. Yarışlar esnasından imparator ve ailesi ile ev halkı yarışları izlemek için kathisma’ya gelirlerdi. Kathisma sarmal bir merdiven ile direk olarak Büyük Saraya bağlıydı. Farklı takımların taraftarlarının da tribünlerde ki yerleri farklıydı. Yarışların yapılacağı gün izlemeye gelenler için eğlence, yeme içme ve hatta bahis oynama fırsatı oluyordu. Kadınların oyunlara olan ilgisi neredeyse hiç yok gibiydi ancak çekişmeleri onlar da destekliyorlardı.</p>
<p>Hipodrom sadece yarışlar için kullanılmıyordu. Şehre zaferle dönen bir imparatorun zafer alayı hipodromda son bulurdu ve ele geçirilen esirler hipodromda tur attırılıp halka gösterilirdi. Ayrıca imparatorluk adına cezalandırma meydanı olarak kullanılan yer yine hipodromdu. Böylece yapılan cezalandırmaya herkes tanıklık edebiliyordu. 532 yılında Nika isyanı sonrasında 30000 isyankar hipodromda kılıçtan geçirilmiştir. Konstantinopolis’in kuruluşu ve ulusal festival olarak kutlanan Genethliaca yine Hipodromda yapılırdı. Bu sırada ihtiyacı olanlara imparator ve patrik tarafından yiyecek dağıtılırdı. Bu Bizans’ın sosyal yardımlaşma yapısına bir örnek teşkil ediyordu ve o dönemlerde Avrupa için çok uzak kavramlardı. Kilise yetkilileri için hipodromdaki seremonilere katılmak pagan eğlencelerin devamının bir katılımcısı olmak gibiydi. Ancak bu şekilde fakirler için sosyal yardımlar düzenlendiği vakit gönül rahatlığı ile katılım sağlayıp olaya dini bir boyutta kazandırdılar. On birinci yüzyılda imparatorlar Blachernae Sarayında yaşamaya başlayana kadar hipodrom hem siyası açıdan hem eğlence açısından en dinamik mekandı. 1204 yılındaki yağmadan nasibini alan hipodrom 1453 yılında şehrin Türklerin eline geçişine kadar gözden düşmüş ve deniz tarafında evsizlerin barındığı bir mekan olarak kalmıştı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/Chariot01.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-140" title="At araba yarışçısı" src="http://www.bizansbizans.com/resim/Chariot01-300x177.jpg" alt="" width="300" height="177" /></a></p>
<p>Birazda Hıristiyanlığın etkisiyle beşinci yüzyılın sonlarından itibaren gladyatör oyunları tamamen yasaklanmıştı. Halkın eğlence dünyasında ki bu boşluğu doldurma görevi at arabası yarışlarına düştü. Ve yarışların giderleri verilen ödüller atların arabaların bakımı hipodrom çalışanları ve yardımcılarının ücretleri imparatorluk tarafından finanse edildi. Anastasius (491-518) döneminde monarşi kendisini artık hipodromda dahi pekiştirmişti. Ve gladyatör dövüşleri de yine onun imparatorluk döneminde yasaklanmıştı.</p>
<p>Bizans’ın bütün sporları Eski Yunan ve Roma’dan alınmadı. İran dünya sporuna Poloyu kazandırmıştır. Bir takım oyunu olan polo o dönem için soylu sınıfın popüler oyunuydu. Tarihçiler Polo’nun Bizans imparatorluğunda oynanmaya başladığı tarihi Teodosius II olarak belirtirler. Oyunun adı ‘’Tyzkanion ‘’ olarak verildi fakat muhtemelen Pers ismine bir benzetme yapılmıştır. Oyunun oynandığı alana ise ‘’Tyzkanisterion’’ denmiştir ve Basil I döneminde Büyük sarayın içinde dahi bir polo sahası oluğu bilinmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/02/bizansta-spor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>14 ve 15. Yüzyılda Bizans Uygarlığının Anadolu’da Gerilemesi</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/01/14-ve-15-yuzyilda-bizans-uygarliginin-anadolu%e2%80%99da-gerilemesi/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/01/14-ve-15-yuzyilda-bizans-uygarliginin-anadolu%e2%80%99da-gerilemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 21:17:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Aleksius Strategopulus]]></category>
		<category><![CDATA[amaseia]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[bergama]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[ephesus]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Herodotus]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kapadokya]]></category>
		<category><![CDATA[konstantinopolis]]></category>
		<category><![CDATA[mikhael VIII]]></category>
		<category><![CDATA[nicaea]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu devleti]]></category>
		<category><![CDATA[strabo]]></category>
		<category><![CDATA[trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[yakut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu bilinen tarihin ilk zamanlarından bu yana Akdeniz Dünyası ve Yakındoğu için çok önemli bir bölgeydi. Bu yarımadanın coğrafi konumu, insanları, yeraltı ve yerüstü kaynakları ekonomik ve siyasi güçte büyük rol oynadığı gibi kültürel akımlar açısından da oldukça hareketli bir bölgeydi. Bu sebeple Anadolu yönetici ve Generaller dışında bilim adamları için de çekici bir konumdaydı ve bu sebeple Anadolu’da bilim geleneği oldukça eski zamanlarda başlar.
Kendiside bir Anadolulu olan Herodotus Anadolu’yu tanımlarken ilkin Lidyalılar Yunandılar daha sonra ise Yunanlılar ve Perslilerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu bilinen tarihin ilk zamanlarından bu yana Akdeniz Dünyası ve Yakındoğu için çok önemli bir bölgeydi. Bu yarımadanın coğrafi konumu, insanları, yeraltı ve yerüstü kaynakları ekonomik ve siyasi güçte büyük rol oynadığı gibi kültürel akımlar açısından da oldukça hareketli bir bölgeydi. Bu sebeple Anadolu yönetici ve Generaller dışında bilim adamları için de çekici bir konumdaydı ve bu sebeple Anadolu’da bilim geleneği<span id="more-127"></span> oldukça eski zamanlarda başlar.</p>
<p>Kendiside bir Anadolulu olan Herodotus Anadolu’yu tanımlarken ilkin Lidyalılar Yunandılar daha sonra ise Yunanlılar ve Perslilerin yaşadığı evrensel tarihi bir kara parçası yanı kısaca batı ve doğunun birleştiği yer ifadesini kullanmıştır. Strabo’nun coğrafyası insanın coğrafi terminolojisi açısından bu geniş bölgenin ilk olarak tanımlandığı denemedir. Kendisi Amaseia (Amasya)’lı olan Strabo Anadolunun bir çok yerine geziler düzenledi ve bu gezilerin edindiği izlenimleri denemesinde kaleme aldı. Netice itibariyle onun coğrafya kitapları bin yılı aşkın bir süredir gerek etnik-dilbilimsel açıdan gerekse Anadolu’nun ekonomik kaynakları açısından en bilgilendirici yayındı. Onun bu mirasını daha sonraları birkaç Yunan coğrafyacı sürdürmüş olduysa da asıl zenginleştiren Araplar olmuştur. Araplar ve Bizanslıların Anadolu, Suriye ve Ermenistan üzerinde askeri ve politik hegemonya kurmak için yarışmaları Müslüman devlet adamları ve bilim adamlarının da Anadolu ile ilgilenmelerine neden oldu. Geç Ortaçağ’a doğru Anadolu’daki politik açıdan önemli merkezler Nicaea, Konya ve Trabzondu.  Al-Balkhi al-Istakhri, Ibn Khurdadbeh ve diğerleri burada bulup inceledikleri eserleri kopyalayarak Müslüman okuyuculara ulaştırmaya çalıştılar ve daha sonra Tüccarlar, generaller ve seyyahların yardımı ile bu bilgilerin üzerine yenilerini ilave ettiler. Bizans coğrafyasında dünyaya gelmiş olan ve bize Anadolu ve Yakındoğu hakkında bilgi veren Coğrafyacı Yakut (1179-1229) daha sonra yakalanarak Bağdat’a köle olarak satıldı. Daha sonra azat edildi ve hayatı değişti. Basra Körfezinde tüccarlığa başladı ve coğrafya kitabı olan ‘Kitab Mu&#8217;djam al- Buldan’ ı yazdı böylece Hıristiyan ve Müslüman Anadolu’nun bahsi geçmeye başlamış oldu.</p>
<p>Gezginlerin Anadolu’yu dolaşma geleneği Osmanlıdan sonra da şiddetlenerek devam eder. Heinrich Schliemann&#8217;ın büyük bir aşk ve sabırla Truva kentini arama çalışmaları o dönemki koşullar altında Anadolu’nun keşfinin insanlar üzerinde nasıl bir tutku olduğunun belirgin bir örneğidir. Strabodan günümüze kadar bu tutku hala devam etmektedir ve bilginler bu büyük yarımadanın keşfine ömürlerini vermişlerdir. Bergama, Ephesus, Sardes, Aphrodisias, ve diğerleri bu sayede gün ışığına çıkmıştır. Anadolu kültürünün geçmişi ile ilgili olarak göksel tanrılardan kap kacağa kadar birçok konuda bilgi sahibi olduk.</p>
<p>Bizans Anadolu’sunda dokuzuncu yüzyıla kadar pek çok şehrin nüfusu Yunanca konuşan Ortodoks Hıristiyanlardan oluşuyordu. Bu halk genellikle askerler papazlar ve ekonomik açıdan gücü sağlayıp vergi veren yabancılar, köylüler, tüccarlar ve ustalardan oluşan sosyal bir yapıya sahipti. Bu sosyal ve ekonomik yapı onuncu yüzyıldan sonra çeşitli sebeplerden dolayı bozulmaya başladı. On birinci yüzyılda ise özgür köylüler yüksek vergilerden dolayı büyük toprak sahibi kişilerin himayesine girmek zorunda bırakıldı. Ordunun büyümesi ile asker-çiftçi olan nüfus giderek azaldı ve Anadolu’nun para ve insan gücü olma özelliği önemini yitirmeye başladı. On birinci yüzyılın sonlarına doğru Kapadokya ve civarına yerleştirilen Ermeni ve Suriyeliler sayesinde homojen olan din ve dil kavramları yavaş yavaş bozulmaya başladı. Bütün bu sosyal, ekonomik ve kültürel koşullar altında yeni bir rakip Anadolu’ya göz dikmişti; Türk göçebeler.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/seljuk_warriors_enh.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-128" title="Türkler" src="http://www.bizansbizans.com/resim/seljuk_warriors_enh-213x300.jpg" alt="" width="213" height="300" /></a></p>
<p>Konstantinopolisin 1204 yılında Latinler tarafından ele geçirilmesi Anadolu’ya karşı yapılan Türk akınlarını hızlandırdı ve Türkler batı Anadolu’ya kadar ilerleme imkanı buldu. 1204’de Konstantinopolis’ten sürülen Bizanslılar Nicaea’da sürgün bir imparatorluk oluşturdular ve bu dönemdeki yegane amaçları Konstantinopolis’i geri almak oldu. Nicaea Bizans ve Ortodoks dünyası için zemin teşkil ediyordu. Başkentin kültürel ve ekonomik etkisi baltalanmaya başlamıştı. Ve Nicaea’da yeni bir Neo-Helen ruhu canlandı. Ancak bu durum yine Mikael VIII döneminde Konstantinopolis’in geri alınmasıyla eskiye döndü. Anadolu’da Bizans uygarlığının gerilemesinin başlıca iki sebebi göçebelerin durumu ve İslamlaşma olmuştur. Türk göçebeler özellikle Anadolu’nun batı kesimindeki dağlık alanlarda göze çarpıyordu ve Aleksius’un imparatorluğunun bittiği dönemde (1118) göçebeler ile yerliler arasındaki sınır yaylalar ve yüksek bölgeler olarak belirginleşmeye başlamıştı. Bu sınır Selçuklu Devletinin sonuna kadar fazla bir değişikliğe uğramadı ancak daha sonrasında buradaki Türkmen göçebeler Ege’ye nehir vadilerine inmeye başlar ve ileride on beşinci yüzyılda Bizans İmparatorluğunun kaderini tayin eder.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/resim/Byzantium1204.png"><img class="alignnone size-medium wp-image-129" title="Bizans 1204" src="http://www.bizansbizans.com/resim/Byzantium1204-300x209.png" alt="" width="300" height="209" /></a></p>
<p>Bu yeni fatihlerin göçebe karakteri, birçok alanda Bizans uygarlığının kaderi için önemlidir. Bunlar genelde küçük baskınlar yaparak yaşayan göçebelerdi ve diğer yandan Hıristiyanlığa karşı savaş veriyorlardı ve sayıları giderek artmaya başlamıştı. Ve netice itibariyle birçok Yunan köy ve şehri yağmalanmaya başlamıştı. Göçebe Türklerin bu davranışlarından dolayı merkezi otoritenin hala güçlü olduğu bölgelere doğru büyük bir etnik göç gerçekleşti. Kültürel dönüşümün son noktası Yunan-Hıristiyan toplumun Türk-Müslüman toplumun içine çekilmesiyle son sürecine girdi. On altıncı yüzyılın Osmanlı vergi kayıtları, Anadolu&#8217;da vergiye tabi ev halklarının yüzde 90 Müslüman ve yüzde 10 Hıristiyan olduğunu söyler. Bu veriler, araya giren yüzyıllar esnasında meydana gelmiş olan kültürel dönüşümün büyüklüğünü doğrular.  Ve Sultanlar şehirleri yeni baştan inşa eden ve İslami kurallara göre düzenleyen Müslüman yöneticiler oldular. Ve ekonomik düzeyde temel oluşturan vakıflar ile dini eğitim verilen medreseler, hastaneler ve kervansaraylar birbiri ardına kurulmaya başlandı. Daha önceleri Hıristiyanlara ait olan kurum ve kültürel birikimin( müzik, dans,  ilahi, şiir vs.)çoğu egemen güç olan Müslümanlara adaptasyonu sağlandı. Böylece Hıristiyan toplumunun göreneklerini kendininkiler ile harmanlayan Türk-İslam dünyası ile Anadolu yeni bir çağına girmiş oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/01/14-ve-15-yuzyilda-bizans-uygarliginin-anadolu%e2%80%99da-gerilemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizans’ta Kıyafetler</title>
		<link>http://www.bizansbizans.com/2010/01/bizans%e2%80%99ta-kiyafetler/</link>
		<comments>http://www.bizansbizans.com/2010/01/bizans%e2%80%99ta-kiyafetler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 00:52:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Basil II]]></category>
		<category><![CDATA[Byzantium]]></category>
		<category><![CDATA[dalmatik]]></category>
		<category><![CDATA[doğu roma]]></category>
		<category><![CDATA[Jüstinyen]]></category>
		<category><![CDATA[koptik tunik]]></category>
		<category><![CDATA[tunik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizansbizans.com/web/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[Bizans kültürü, doğu ve batının bir karışmasıydı. Bu yüzden giyim tarzı sadece Byzantium şehrinde giyilen tarzları kapsamadı, Roma İmparatorluğu&#8217;nun başkenti olduktan sonra, onun etkisinin altında, İtalya, Yunanistan gibi bölgelerde de giyim açısından takip edildi. İlk başlarda Roma geleneklerinin tamamen aynısı bir giyim tarzına sahipti. Bizans’ta kıyafet değişikliği dördüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu&#8217;nun sona ermesi ile başladı. Sosyoekonomik durum, meslek cinsiyet ve yaş Bizans İmparatorluğunda giysiler açısından belirleyici özelliklerdi. Genel olarak iki ana grup altında incelemeye almak mümkün olabilir. Birinci gruba rahipler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizans kültürü, doğu ve batının bir karışmasıydı. Bu yüzden giyim tarzı sadece Byzantium şehrinde giyilen tarzları kapsamadı, Roma İmparatorluğu&#8217;nun başkenti olduktan sonra, onun etkisinin altında, İtalya, Yunanistan gibi bölgelerde de giyim açısından takip edildi. İlk başlarda Roma geleneklerinin tamamen aynısı bir giyim tarzına sahipti. Bizans’ta kıyafet değişikliği dördüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu&#8217;nun<span id="more-119"></span> sona ermesi ile başladı. Sosyoekonomik durum, meslek cinsiyet ve yaş Bizans İmparatorluğunda giysiler açısından belirleyici özelliklerdi. Genel olarak iki ana grup altında incelemeye almak mümkün olabilir. Birinci gruba rahipler, aristokratlar ve üst düzey memurlar, ikinci gruba ise yoksul vatandaşlar, hizmetçiler, keşişler, askerler ve çiftçiler girer.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/web/resim/pict0401-1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-120" title="Tunikli bir köylü" src="http://www.bizansbizans.com/web/resim/pict0401-1-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Tunikli bir Bizans köylüsü</p>
<p style="text-align: left;">
<p>Erkekler açısından çok fazla bir değişim söz konusu değildi. Bir erkek için kıyafet; tunik dalmatika, pelerin, ayakkabı ya da çizmeden ibaretti. Giysilerin şekilleri genellikle benzer olmakla birlikte kumaş kalitesi ve dikiş kalitesi farklılık gösteriyordu. Tunikler Bizans’ta giyimin temelini teşkil ediyordu. Bu ikinci gruba dahil olan insanlar için günlük işlerinde üzerlerine geçirdikleri kıyafet olurken, üst sınıftan insanlar için bir içlik görevi görüyordu. Tunik vücutta gevşek olarak omuzlardan aşağıya sarkıp dizlere kadar uzanırdı. Kullanan kişinin aktivitelerine göre belden kuşak ile sabitlenerek de kullanılabiliyordu ve kollar mevsime göre uzun ya da kısa tutulabiliyordu. Koptik tunik bu tür giysi içinde en çok bilinenidir. Günümüzde bile hala bunun benzer örnekleri bazı yerlerdeki liman işçilerinde görülebilir. Bu tür tunikler dikdörtgen şeklinde olup omuzlardan iğnelenerek bel kısmında sabitlenerek kullanılır.Alt sınıf giyim tarzının en belirgin kıyafetini bu tür oluşturuyordu. Tuniğin ilk imalatında boyanmamış keten veya boyanmamış yün kullanıldı. Her ikisi de düz sade süssüz dokumalardı. Yün bildiğimiz yünden farklı olarak dokunmuş bir haldeydi. Daha sonraları bu tip giyim için ipek dokuma da kullanılmaya başlandı ve bu üst sınıfa mensup kimseler için daha çok iç giyim niteliğinde ya da yazlık giysi olarak kullanıldı. Genellikle toprak rengine yakın bir renkteydi ve boyama sırasında aşıboyaları kullanılıyordu. Koptik tunikler en çok dokunan ve kırpılan türlerdi. Çizgiler ve diğer şekiller kalın bir örme kumaştan yapılırdı ve tunik kırparken ortak özellikti. Bu örmek kumaş genel olarak mor renkte olmasına rağmen rengarenk olarak da bezenen türleri mevcuttu. Kırpmaların her biri ayrı ayrı hazırlanıp renklendirilirdi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/web/resim/dalmatic1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-121" title="dalmatik" src="http://www.bizansbizans.com/web/resim/dalmatic1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Dalmatik örnekleri</p>
<p style="text-align: center;">
<p>Dalmatika, üst sınıflar tarafından ve özel törenlerde giyilen bir çeşit cüppeydi. Altıncı ve onuncu yüzyıllar arasındaki dalmatikalar Ravenna mozaiklerinde imparator Justinian tarafından giyilen cüppe şeklinde karakterize edilebilir. Uzun sıkı giysi kolları ve dizlere kadar inen kesimi vardı. Bu  bir tunik veya gömleğin üzerine giyilir ve genellikle kemerliydi. Dalmatika ya da cüppe hazırlanırken genellerle sert kumaşlar kullanıldı ve boyun yenler ile üst kol dikişi yan kesiklerle sınırlandı. Örme kalın kumaşın üstüne genellikle süs olarak inciler ve değerli madenlerden şeritler dokundu ve madalyonlar iliştirildi. Ve bu sebeple alt sınıftan olan kimseler için oldukça pahalı bir kıyafetti. Değerli maden işlemeleri söz konusu olduğundan kuzeydeki şehirler bu tür dokumada avantaja sahipti. Daha sonraki (10-13.Yüzyıl) dalmatikalar ise en çok bilinen Bizans giysileri olma özelliğine sahiptir. Giysi boyu zemine kadar uzadı ve kollar biraz daha geniş oldu. Bunlar kemerli ya da kemersiz olarak giyilebiliyordu boyunun uzamasına rağmen mevcut yan kesikler sayesinde yürümeye uygun hale getirildi. Bu tip dalmatikaların bazıları düğmeler ile tutturularak önden kapanabiliyordu. İlk zamanlardan beri yapılan en güzel desen seçimleri hep Bizantium’da yapılmıştır. Dalmatikalar için de ipek dokumalar kullanmak mümkündü ve bu sadece aristokrat insanlar tarafından satın alınabiliyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/web/resim/justinien_mosaique_ravenne.gif"><img class="alignnone size-medium wp-image-122" title="justinien" src="http://www.bizansbizans.com/web/resim/justinien_mosaique_ravenne-300x211.gif" alt="" width="300" height="211" /></a></p>
<p style="text-align: center;">İmparator Jüstinyen</p>
<p>Pantolonlar Doğu Roma’nın kurulduğu günden itibaren rağbet görmüş giysilerdir. Jüstinyen çorap giymeyi tercih ediyordu. Çobanlar ise ayak bileklerinden dize kadar bacaklarını kapatan kumaş parçaları geçirirlerdi bacaklarına. Mozaiklerde Frank tarzı golf pantolonlarına rastlanması bize o dönem için kültür alışverişinin habercisidir. On ikinci yüzyılın ilk yarısında erkeksi görünümü ortadan kaldıran dar uzun çoraplar giyilmeye başlandı ve yüzyılın sonunda çorap üst sınıflar arasında kullanılmaya başlandı üstelik çeşitli renklerde de olabiliyordu. Bacakları saran ve bele oturan yapısından dolayı pantolon gibi ip ile bağlanmak zorunda değildi.</p>
<p>Ayakkabılar Bizans dünyasında çok yaygın değildi. Ravenna mozaiklerinde görünen sadece beyaz çorapların üzerine giyilmiş sandaletlerdir. İmparator Basil II incilerle süslenmiş dize kadar yüksekliği olan bot giydiği görülür. Diğer imparatorlara ait resimlerde sadece ayakkabıların uç kısımları görüldüğü için herhangi bir yorum yapma şansı maalesef yoktur. Sandallar tıpkı Roma’da olduğu gibi kalın bir taban üzerine tutturulmuş kayışlardan yapılmıştı. Kırmızı sandallar imparator işareti idi ve onun haricinde kırmızı sandal giymek yasaktı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bizansbizans.com/web/resim/ancient-roman-gladiator-sandals.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-123" title="ancient-roman-sandals" src="http://www.bizansbizans.com/web/resim/ancient-roman-gladiator-sandals-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" /></a></p>
<p>Pelerinler yarım daire şeklinde kumaştan kesilmiş parçalardı. Genellikle arkadan kalça mesafesine kadar inip üzerinde inci ve değerli taşlardan bezenmiş şeritler olurdu. Pelerinin aynı zamanda gücü sembolize etme gibi bir özelliği de vardı. Rahat hareket imkanı olması açısından omuzlara iğnelenerek kullanılırdı. Daha sonraları generallerde pelerin kullanmaya başladılar. Şapkalar ise Bizans erkekleri tarafından tercih edilen bir şey değildi. On ikinci yüzyıla gelindiği zaman şehirde yaşayan Venediklilerin sayısı artmıştı ve onların kullandığı piramit şeklindeki şapkalar yavaş yavaş imparatorluk içinde de tercih edilir hale geldi ve bunu ilerleyen yıllarda yarım küre şeklindeki şapkalar izledi.</p>
<p>Bayanlarda da yine kıyafet açısından o kadar zenginlik göze çarpmıyordu fakat takılar ve mücevherli giysiler açısından oldukça iddialıydılar. Bayanlarda tunik genellikle sınıf farkı olmaksızın sadece iç giyim olarak kullanıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizansbizans.com/2010/01/bizans%e2%80%99ta-kiyafetler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

