Nika isyanı Ocak 532’de Jüstinyen’in imparatorluk döneminde meydana gelmiştir. Nika ismi yunanca karşılığı olan ‘zafer’ kelimesinden dolayı verilmiştir. İsyan sırasında neler olup bittiğini tarihçi Prokopius ve Malalas’ın kayıtlarından öğrenebiliyoruz. Nika İsyanı öncesinde de durum pek parlak değildi. Çok yakın bir tarihte 512 yılında isyancılar İmparator Anastasios I’i neredeyse tahtından edeceklerdi. Büyük Sarayın batısında kalan Hipodrom’da imparator locası için ayrılan kısma Kathisma deniyordu ve Büyük Saraydan buraya direk olarak geçişi sağlayan bir tünel vardı. İstanbul Hipodromu 100,000 seyirci kapasiteli olduğu varsayılırsa o dönem için devasa bir yapı olduğunu anlamak kolay olur. Diğer bütün imparatorlar gibi Jüstinyen’de araba yarışlarını kendi için ayrılan kesimden izlerdi.Gruplar yarışlara dört at tarafından çekilen arabalar ile katılırlardı. Bu gruplar atların üzerlerindeki kumaşların rengine göre mavi, beyaz, kırmızı ve yeşiller olarak adlandırılırdı. Zamanla kırmızılar ve beyazlar güç kaybederek yeşiller ve maviler arasında himaye edildiler ve iki büyük rakip ve farklı seyirci tabanına sahip maviler ve yeşiller birincil durumdaydı. Mavilere ‘Venetoi’ Yeşillere ise ‘Prasinoi’ deniyordu. Jüstinyen henüz imparator olmamışken Jüstin I zamanında Anastasion I’in himayesine alıp desteklediği Yeşillere karşı, kendi devlet ve kilise politikasını destekleyen Mavilerin himayesine almıştı. Bazen bu iki taraftar grubu kendi arasında sokak kavgaları yapardı. Bu sokak kavgaları özellikle gençler arasında çok sık meydana gelirdi. Sokaktaki şiddet daha Jüstin I zamanında artmıştı ve o devlet işlerini yeğenine bıraktığından dolayı bir çok kişi Justinyen’i suçluyordu. Justinyen ve Teodora’ya karşı oluşmaya başlayan nefretin temellerinde yeni oturtulmaya başlanan otoriter sistemin haricinde Kapadokyalı Şehir Valisinin Ioannis’in davranışları da etkendi. Bir diğer konu ise Jüstinyen ile evlenmeden önce fahişelik yaptığı ve dansçı olan eşi Teodora halkın en alt tabakasından gelirken törenlerde aristokratlar onun da ayalarını öpmek zorunda kalıyordu. Bu durum doğal olarak Jüstinyen ve Teodora iktidarına aristokrat kesimden de nefret uyandırmaya başlamıştı. Justinyen Maviler grubunu destekledikleri için bu grup taraftarı gençler, yasalara karşı gelme cesaretini gösterebiliyorlardı. Ve geceleri sokaklar oldukça güvensiz hale gelmişti. Sonunda çeteler çok ileri gittiler ve Ayasofya Kilisesinde bir vatandaşı öldürdüler. Jüstin I olanları öğrenince asayişi sağlamak için emirler verdi ve daha sonra Jüstinyen imparator olduğunda düzeni sağlamak için çalışmalar yapma gereği görmesine rağmen Mavilerden desteğini çekmedi. Ancak Jüstinyen imparator olduktan sonra, gerek kendisinin gerekse yöneticilerinin sert ve otoriter tavrı her iki parti taraftarlarının düşmanlığını ateşledi.
Son yaşanan olayların ardından tutuklamalar başlamıştı. Olaylar 10 Ocak 532’de çeşitli hizip üyelerini tutuklaması ve bunların bir kısmını idam ettirmesi ile başladı. Şehir Polis Müdürü Eudaimon her iki gruptan aşırı taşkınlık yapan toplam 7 kişiyi tutuklayıp idam kararı aldı fakat cellat iki kişiyi öldürürken beceriksiz davrandı. İki defa ip kotu ve mahkumlar hala canlı olarak yerde yatıyordu. Bu kişilerin biri Mavilerden diğeri ise Yeşillerden di. Bu durum halk tarafından hiç hoş karşılanmadı. Daha sonra olaya tanık olan yakındaki St. Conon manastırı rahipleri bu mahkumları alıp Haliç yakınındaki St. Lawrence manastırına sığındılar. Vali mahkumların kaçmasını önlemek için kilisenin etrafını askerler ile kuşattı. Yaşanan bu olaydan üç gün sonra 13 Ocak 532 de Hipodromda bütün gruplar her zamanki gibi tribündeki yerlerine oturmuşlardı ve İmparator da Kathisma’daki yerini aldığında bu iki mahkum için kendisinden merhamet dilediler. Fakat imparator hiçbir cevap vermedi. Bu istekleri kabul edilmeyince beklenmedik bir şekilde iki grup taraftarları da birleşip isyan hareketini fitillediler. O sırada 25 etaplı yarışın 21. koşusu yapılıyordu. 22. koşu henüz başlamıştı ki Her iki gruptan ‘’Yaşasın fukarayı koruyan Maviler ve Yeşiller’’sesleri yükseldi. Yarışların yapıldığı hipodromda seyirciler savaş çığlığı gibi Nika!( ZAFER) diye bağırıyorlardı. Böylece isyan başlamış oldu. İsyan hipodromun dışına da sıçradı. O akşam isyancı kalabalık polis merkezine ve Valilik ofisine saldırdılar. Praetorion ( Polis Merkezi ve tutukevi) ateşe verilip içeride ki mahkumlar serbest bırakıldı. Yetkililer kontrolu tamamen kaybetmişlerdi ve büyük sarayın hemen ana girişinin önünde bulunan Ayasofyadan, Aya İrini’den Zeuxippos Hamamları ve Chalke’den ve çeşitli senato binalarında alevler yükselmeye başladı. Durumun kontrolden çıktığını gören aristokratlarda isyancıların yanına geçti. Ertesi gün Jüstinyen halkın sakinleşmiş olduğunu düşünerek yarışların tekrar yapılması emrini verdi. İsyancılar bu defa iki mahkumu unutmuş ve bütün öfkelerini üç kişi üzerine toplamışlardı. Şehir Valisi Kapadokyalı Ioannes, Quaestor ( Yüksek vergi memuru) Tribonian ve Polis müdürü Eudaimon. Justinyen durumun ciddiyetini fark etmiş olacak ki hadım Narses’i isyancılar ile anlaşmak üzere yanlarına gönderdi ve isyana sebep olan şehir valisini ve Tribonian ve polis müdürünü görevlerinden azledeceğini bilmesini istedi. Justinyen bu üçünü de görevlerinden aldı. Ancak isyancılar bu durumdan dağılacakları yerde daha fazla cesaret aldılar. Ve asıl amaçları aslında Jüstinyen’i değiştirmekti. Jüstinyen saray muhafızlarına güvenemiyordu çünkü onlarda her an asiler tarafına geçip kendisini onlara teslim edebilirlerdi. Şans eseri Belisarios saraydaydı ve kendi askerleri ile beraber doğu tarafından isyancıları püskürtmeyi denedi. Ancak asker sayısı oldukça düşüktü. Askerler isyancılar karşısında bir başarı sağlayamadılar.
Hafta sonu yaklaşmasına rağmen kalabalık hala öfkeliydi. Rüzgarında etkisiyle isyancıların başlattığı yangın giderek yayılıyordu. Ve imparator kime güveneceğini bilemez halde saray sıkışmıştı. Senatörlere de güvenemediğinden onlara evlerine dağılmalarını emretti. Onların arasında eski imparator Anastasios’un iki yeğeni Hypatios ve Pompeios’da vardı. Onlar sarayda imparator ile beraber kaldılar çünkü muhtemelen asiler imparator olarak ikisinden birini seçecekti. Fakat imparator onlarında gitmesi için ısrar etti. 18 Ocak’ta imparator Jüstinyen hipodromdan isyancılara bir konuşma yaptı ve bu işin barışçıl bir yoldan çözebileceklerini söyledi. Fakat tüm söyledikleri isyancılar tarafından ret edildi ve isyancılar imparatora hakaretler yağdırdılar. Kalabalık Hypatios’un artık sarayda olmadığını öğrendiği gibi onun evine koşup kendi rızası haricinde aralarına aldılar ve Konstantinus Forumuna (Bugün ki Çemberlitaş) yürüdüler. İmparatorun ve Teodoranın kaçmış olduğu söylentisi şehirde yayılınca Hypatios cesaretlendi ve Konstantinos Forumu altında kalabalık tarafından altın zincirle taçlandırılıp imparator ilan edildi. Hypatios, Anastasios’un yeğenidir ve Jüstin ile Jüstinyen zamanında sıradan bir subay olarak göreve başlamıştı. Aristokratların da isyancılara destek vermesi durumu Jüstinyen açısından çok güç duruma sokmuştu. Sarayın içinde büyük bir panik yaşanıyordu. İmparator kaçmayı düşündüğü anda Teodora ona engel olup ‘’kaçarsak bir hiç oluruz ancak kalırsak bu mor kıyafetler bizim için iyi birer kefen olacak’’dedi. Sarayda bunlar yaşanırken kalabalık hipodromda İmparator Hypatios lehine tezahürat ediyordu. Son bir çare olarak Jüstinyen tekrar Belisarios’u askerleri ile beraber Hipodroma gönderdi. Belisarios askerlerinin tamamını alıp iki kuvvet halinde hipodromun iki ana girişinden içeriye daldı ve hiç kimseyi ayırt etmeksizin kılıçtan geçirmeye başladılar. Bütün çıkış kapıları kapatıldı ve bunu büyük bir katliam izledi. Bildiğimiz kadarıyla bu sırada öldürülen isyancıların sayısı 30,000 ila 35,000 civarındadır. Katliam bittiğinde hipodrom kumları kızıla boyanmıştı. Böylece isyan çok kanlı bir şekilde bastırılmıştı. İmparatorluk birlikleri çok hızlı ve organize bir şekilde hareket ederek isyancı ele başlarını ve Hypatios ile Pompeios’u yakalayıp hemen idam etti ve bu durum birçok mülk için imparatora kamulaştırma hakkı doğurmuştu. Onun haricinde on sekiz senatör sürgün edildi ve mallarına el konuldu. Ancak Jüstinyen artık emniyette olduğunu hissettiği anda onları geri çağırıp mallarını geri verdi. Hypatios ve Pompeios’un mal varlıkları da yine onların çocuklarına geri verildi. Ve hipodrom yaklaşık olarak beş yıl kadar yarışlara kapatıldı. Tribonian görevine devam etti ve bundan sonra zaten temsili olan senato eski gücüne bir daha asla kavuşamadı. Ve Eski İstanbul aristokrat kesimi balkan köylüsü olan imparator ve tiyatro dansçısı olan imparatoriçenin iktidarına bir kez daha itaat etmek zorunda kaldı. İsyan sonrasında Jüstinyen hasar gören bütün binaların onarım işine başladı ve Ayasofya Kilisesi bugün ki görünümünde yeniden inşa edildi.
Kaynaklar,
-A History of Byzantium Timothy E. Gregory 2005, ISBN 0-631-23512-4
-The Emperor Justinian and the Byzantine Empire / James Allan Evans. London 2005 ISBN 0–313 32582–0
-The Age Of Justinian The circumstances of imperial power J. A. S. Evans London 1996 ISBN 0-203-13303-X
- Bizans’ın Gizli Tarihi Prokopios Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2008 Çeviren: Orhan Duru
- Bizans Devleti Tarihi, Georg Ostrogorsky Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara2006
Çeviren: Prof. Dr. Fikret Işıltan



