Doğu Roma İmparatorluğunun merkezinde yaşayan Konstantinopolisliler şehrin kuruluşundan düştüğü ana kadar sürekli olarak sporla iç içe yaşamışlardır. Bu spor aktivitelerinin büyük bir kısmı Yunan ve Roma Medeniyetlerindeki faaliyetlerin devamı niteliğindeydi ve onların sayesinde Anadolu coğrafyası ve Haçlı seferlerine katılmış Avrupalılarda bu faaliyetlere tanık olup yayılmasını sağladılar. Aradan geçen zamanda bu spor faaliyetlerinden bir kısmı kaybolmuş bir kısmı ise değişime uğrayarak devam etmiştir. Bu oyunların kayıtlarının tutulduğu dokümanlar elbette olmuştur fakat Bizantium şehrinin başına gelen işgal ve kargaşalar ( İkona kırıcı dönem, IV Haçlıların istilası, Osmanlıların istilası) neticesinde günümüzde bu konu ile ilgili olarak herhangi yazılı bir eser kalmamıştır. Günümüzde Bizans kalıntılarının üzerine modern İstanbul inşa edilmiştir ve o döneme ait sadece çok kısıtlı bir alanda arkeolojik çalışmalar olmuştur. Ve şu an Bizans’ın sosyal ve ekonomik hayatını bize anlatacak daha birçok yapı gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Bu sayede spor dalları ve eğlenceler hakkında da daha fazla bilgiye sahip olunabilecek. Bizans sporunun toplum üzerindeki etkisinin araştırılması için ise birbirine karşıt iki hipodrom grubu olan yeşiller ve mavileri(önceleri kırmızılar ve beyazlar da vardı fakat zamanla bunlar diğer iki grup arasından yerlerini aldılar) incelemek gerekir. Bu gruplar rakip iki takım taraftarından ziyade iki ekonomik ve sosyal alt kimliği temsil ediyorlardı ve zaman zaman yönetime karşı dahi muhalefet yapabiliyorladı. Binicilikte başarı bu spor müsabakalarında en önemlisiydi. Bu spor doğulu kültürlerden türetildi ve Yunan Roma ortak kültürünün kalıntılarından harmanlandı. Romadaki gladyatör dövüşlerinin aksine Doğu Roma’da daha insancıl olan at arabası yarışları yapılırdı ve bu yarışlar 5. Yüzyılda altın çağını yaşıyordu yarışlarda birinci gelen yarışçılara büyük ödüller verildiği gibi kendilerini temsilen hipodrom’da heykelleri dikiliyordu. Ve bu yarışlar sadece hipodromda insanları eğlendirmek için değil aynı zamanda resmi törenlerin de bir parçası olarak yapılıyordu ve popülerliği 12. Yüzyıla kadar sürdü. Yarışların sonunda Diversium denilen son bir yarış yapılırdı. Günün galibi ve ikincisi arasında olurdu ve at arabaları değiştirilirdi. Galip gelen kişi bu şekilde de galip gelirse birinciliğini pekiştirmiş olurdu. At araba yarışları üç farklı klasmanda yapılırdı ve bu klasmanlar altıncı yüzyılın ilk yarısında belirlendi. Buna göre ilk klasman 17 yaş altı, ikinci klasman 17 ve 20 yaşları arası ve diğer klasman ise 20 yaş üzeriydi. Yarışlara ara verildiği zaman seyircileri eğlendirmek için sanatçıların çeşitli gösterileri olurdu. Dansçılar, pantomimciler, şarkıcılar, akrobatlar, ip cambazları birer birer hünerlerini sergilerdi.
Hipodrom Konstantinopolis’te yaşayanlar için şehrin en önemli yapılarından birisiydi. Septimus Severus tarafında ikinci yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olup Konstantin’in şehri başkent yapmasının ardından daha da büyütülmüştür. Geleneksel Roma mimarisine uygun olarak inşa edilmiş olup spinasında dönemim sanatçılarının eserleri bulunmaktaydı. Spinadan günümüze kadar ulaşmış sadece üç önemli yapı mevcuttur. Bunların en önemlisi Karnak Tapınağından getirilen Mısır Porfir Dikilitaşıdır. Bu dikilitaş Teodosius zamanından kalma mermer bir temel üzerine oturtulmuş olup bu mermer taban bize o dönemim hipodromu ve imparator locası hakkında görsel olarak bilgi sunmaktadır. Dört bir tarafında figürlerin bulunduğu tabanda aynı zamanda araba yarışlarının ve kazanan sporcularında figürleri mevcuttur. Hipodrom alanının uzunluğu 360-380mt genişliği 180mt ve yay uzuluğu 300mt olarak tanımlanmıştır. Seyircilerin bulunduğu kısım ise yerden yüksekliği yaklaşık 8-10mt kadardı.Seyirci kapasitesinin 60,000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Ve kuzey ucunda bronzdan yontularak yapılmış Dört At heykeli 1204 de Haçlılar tarafından yapılan yağmada yerinden sökülüp Venedik’e getirilmiştir ve günümüzde halen St. Mark Bazilikasında bulunuyor.
Bu tanımlamalardan yola çıkılarak Roma’daki Circus Maximus ile Konstantinopolis Hipodromunun benzer olduğu söylenebilir. Göze batan bir diğer fark ise doğu tribününde bulunan ve Kathisma denilen imparatorluk bölmesidir. Yarışlar esnasından imparator ve ailesi ile ev halkı yarışları izlemek için kathisma’ya gelirlerdi. Kathisma sarmal bir merdiven ile direk olarak Büyük Saraya bağlıydı. Farklı takımların taraftarlarının da tribünlerde ki yerleri farklıydı. Yarışların yapılacağı gün izlemeye gelenler için eğlence, yeme içme ve hatta bahis oynama fırsatı oluyordu. Kadınların oyunlara olan ilgisi neredeyse hiç yok gibiydi ancak çekişmeleri onlar da destekliyorlardı.
Hipodrom sadece yarışlar için kullanılmıyordu. Şehre zaferle dönen bir imparatorun zafer alayı hipodromda son bulurdu ve ele geçirilen esirler hipodromda tur attırılıp halka gösterilirdi. Ayrıca imparatorluk adına cezalandırma meydanı olarak kullanılan yer yine hipodromdu. Böylece yapılan cezalandırmaya herkes tanıklık edebiliyordu. 532 yılında Nika isyanı sonrasında 30000 isyankar hipodromda kılıçtan geçirilmiştir. Konstantinopolis’in kuruluşu ve ulusal festival olarak kutlanan Genethliaca yine Hipodromda yapılırdı. Bu sırada ihtiyacı olanlara imparator ve patrik tarafından yiyecek dağıtılırdı. Bu Bizans’ın sosyal yardımlaşma yapısına bir örnek teşkil ediyordu ve o dönemlerde Avrupa için çok uzak kavramlardı. Kilise yetkilileri için hipodromdaki seremonilere katılmak pagan eğlencelerin devamının bir katılımcısı olmak gibiydi. Ancak bu şekilde fakirler için sosyal yardımlar düzenlendiği vakit gönül rahatlığı ile katılım sağlayıp olaya dini bir boyutta kazandırdılar. On birinci yüzyılda imparatorlar Blachernae Sarayında yaşamaya başlayana kadar hipodrom hem siyası açıdan hem eğlence açısından en dinamik mekandı. 1204 yılındaki yağmadan nasibini alan hipodrom 1453 yılında şehrin Türklerin eline geçişine kadar gözden düşmüş ve deniz tarafında evsizlerin barındığı bir mekan olarak kalmıştı.
Birazda Hıristiyanlığın etkisiyle beşinci yüzyılın sonlarından itibaren gladyatör oyunları tamamen yasaklanmıştı. Halkın eğlence dünyasında ki bu boşluğu doldurma görevi at arabası yarışlarına düştü. Ve yarışların giderleri verilen ödüller atların arabaların bakımı hipodrom çalışanları ve yardımcılarının ücretleri imparatorluk tarafından finanse edildi. Anastasius (491-518) döneminde monarşi kendisini artık hipodromda dahi pekiştirmişti. Ve gladyatör dövüşleri de yine onun imparatorluk döneminde yasaklanmıştı.
Bizans’ın bütün sporları Eski Yunan ve Roma’dan alınmadı. İran dünya sporuna Poloyu kazandırmıştır. Bir takım oyunu olan polo o dönem için soylu sınıfın popüler oyunuydu. Tarihçiler Polo’nun Bizans imparatorluğunda oynanmaya başladığı tarihi Teodosius II olarak belirtirler. Oyunun adı ‘’Tyzkanion ‘’ olarak verildi fakat muhtemelen Pers ismine bir benzetme yapılmıştır. Oyunun oynandığı alana ise ‘’Tyzkanisterion’’ denmiştir ve Basil I döneminde Büyük sarayın içinde dahi bir polo sahası oluğu bilinmektedir.




